Günümüzde mutluluğa nasıl ulaşabileceğimiz ile ilgili çok öneri ve tariflerin özellikle sosyal medyada paylaşıldığını görüyoruz. Standart tatil rotaları, belirli kariyer basamakları ya da popüler tüketim alışkanları gibi sanki herkesin hedefleri aynıymış gibi bir tablo sunuluyor. Halbuki mutlu olmak için peşinden koşmaya çalıştığımız bu hedefler, insan ruhunun karmaşık doğasını ıskalıyor. Çünkü mutluluk, herkesin aynı tarif ya da hedef ile ulaşabileceği sabit bir varış noktası değildir. Mutluluk, bireyin kendi zamanı, mekanı ve o ana özgü içsel ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen ve bu ihtiyacın karşılanmasıyla ortaya çıkan bir duygusal çıktıdır.
Mutluluk duygusunu diğer duygulardan ayırıp kusursuz bir hedefe dönüştürmek, kendi biricik deneyimimizle yabancılaşmamıza neden olabilir. Öfke, korku ya da üzüntü gibi duygular nasıl kişisel bağlamlardan ortaya çıkıyorsa mutluluk da tam olarak böyle bir duygu olmaktadır. Mutluluk, kişiye bir ihtiyacının karşılanmış ve doyuma ulaşmış olduğunu gösteren bir özel mesaj niteliğindedir. Bir kişi için kalabalıklar içinde olmak bir ihtiyaç olurken sizin için o an sadece sessizce durmak ve sınırlarınızı korumak önemli bir ihtiyaç olabilir. Bu ihtiyacınızı karşıladığınızda kendinizi mutlu hissedebilirsiniz. Bir dönemin ihtiyacı, başka bir zaman diliminde ya da mekanda tamamen işlevsiz kalabilir. Bu yüzden asıl mesele, dışarıdan dikte edilen "mutlu olma rehberlerini" takip etmek değil; o zaman, mekan ve yaşamın evresinde tam olarak neye ihtiyaç duyduğumuzu kendi özelimizde anlamaya çalışmaktır.
Burada yapılması gereken, hazır formüllere sığınmak yerine kendi iç dünyamızın sorumluluğunu almaktır. Örneğin eğer iş yaşamınızda ya da ilişkilerinizde kendi sınırlarınızı çizemediğiniz için tükenmişlik yaşıyorsanız, sizin o anki size özgü ihtiyacınız kendinize ait korunaklı bir alan olabilir. Bu ihtiyacınızı fark edip çevrenizden gelen taleplere net sınırlar koyabilmek sorumluluğunu üstlendiğinizde kendiniz için harekete geçmiş olursunuz. O yüzden hatırlayın ki, kimsenin biricik deneyimi bir başkasınınkiyle ölçülemez; birinin huzur bulduğu sessizlik, diğerlerinin yalnızlık yarası olabilir. Bu yüzden kendi ihtiyaçlarınızı fark etmek önemli bir adım olmaktadır. İhtiyacınızı fark ettikten sonra, bu ihtiyacı karşılamaya yönelik sorumluluğun size ait olduğunu hatırlayarak bu ihtiyacı nasıl karşılayabileceğinizi araştırmaya başlayabilirsiniz.
Sonuç olarak, mutluluk herkesin aynı çizgide yürüdüğü bir yolculuk değildir. Her bireyin kendi zamanında, kendi konumunda ve kendine özgü sınırları içinde yürüdüğü, benzeri olmayan bir yoldur. Hazır formüller ya da genelgeçer beklentilerin yükünü sırtımızdan indirdiğimizde, kendi içsel ritmimize kulak verip onun için somut adımlar attığımızda fark ederiz ki anlamlı olan tek deneyim, sadece bize ait ve biricik olandır.