Okul, çocuğun yalnızca akademik bilgi değil, sosyal ilişkiler ve empati becerileri de öğrendiği ilk büyük yaşam alanıdır. Ancak bu alan her zaman güvenli ve kapsayıcı olmayabilir. Bazı çocuklar için okul, akran zorbalığının yaşandığı zor bir ortama dönüşebilir. Akran zorbalığı, bir çocuğun başka bir çocuğa karşı kasıtlı, tekrar eden ve güç dengesizliği içeren davranışlar sergilemesidir. Bu davranışlar yalnızca fiziksel değildir. Alay etmek, lakap takmak, dedikodu yaymak, sistematik biçimde dışlamak ya da dijital ortamda küçük düşürmek de zorbalığın parçalarıdır.
Araştırmalar, zorbalığa maruz kalan çocuklarda kaygı belirtileri, özgüven düşüşü, akademik gerileme ve okuldan kaçınma davranışlarının daha sık görüldüğünü göstermektedir. Uzun vadede bu deneyimler, çocuğun benlik algısını ve ilişki kurma biçimini etkileyebilir. Bu nedenle zorbalığı “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştirmek yerine erken fark etmek kritik önem taşır.
Peki veliler zorbalığı nasıl tespit edebilir?
Çocukların büyük bir kısmı yaşadıklarını doğrudan anlatmayabilir. Utanabilir, suçluluk hissedebilir ya da olayların daha kötüleşeceğini düşünebilir. Bu yüzden davranış değişiklikleri önemli bir ipucu olmaktadır. Okula gitmek istememe, sabahları karın ağrısı şikayetleri, ani içe kapanma, arkadaşlardan uzaklaşma, eşyaların kaybolması ya da yıpranmış/kirlenmiş gelmesi, akademik başarıda belirgin düşüş gibi işaretler dikkatle ele alınmalıdır. Özellikle “Kimse beni sevmiyor” ya da “Ben zaten hep yanlış yapıyorum” gibi genelleyici ifadeler, çocuğun sosyal ortamda zorlandığına işaret edebilir.
Bu noktada en güçlü araç ilişkidir. Çocuğa doğrudan “Sana zorbalık mı yapıyorlar?” diye sormak yerine, açık uçlu ve yargısız sorularla alan açmak daha etkilidir. “Bugün teneffüslerde neler yaptın?”, “Arkadaşlarınla aranız nasıl?” gibi sorular çocuğun anlatmasını kolaylaştırır. Burada önemli olan yalnızca bilgi almak değil, çocuğun duygusuna eşlik etmektir.
Ancak her çocuk yaşadıklarını sözcüklerle ifade edemez. Özellikle ilkokul döneminde duygular çoğu zaman davranışla ortaya çıkar. Bu noktada sessiz kitaplar, yani içinde yazılı metin bulunmayan ve yalnızca resimlerden oluşan kitaplar, güçlü bir araç olabilir. Hikayedeki bir karakterin dışlanması, yalnız kalması ya da zor bir durumla karşılaşması üzerinden konuşmak, çocuğun kendi deneyimine daha güvenli bir mesafeden yaklaşmasını sağlar. “Sence burada ne olmuş?”, “Bu çocuk ne hissediyor olabilir?” gibi sorular hem empatiyi hem de duyguları isimlendirme becerisini destekler. Çocuk bazen kendi hikayesini doğrudan anlatamaz ama bir resmin içindeki karakter üzerinden anlatabilir. Bu dolaylı yol, zorbalık gibi hassas konularda önemli bir kapı aralayabilir.
Öğretmenlerin rolü ise en az ebeveynler kadar belirleyicidir. Sınıf içindeki güç dengelerini gözlemlemek, sistematik dışlamayı erken fark etmek ve kapsayıcı bir sınıf iklimi oluşturmak zorbalığın önlenmesinde etkili olmaktadır. Araştırmalar, öğretmenin açık biçimde zorbalığa karşı tutum almasının ve akran dostluğunu teşvik eden etkinlikler planlamasının zorbalık oranlarını azalttığını göstermektedir. İşbirliğine dayalı grup çalışmaları, empati geliştirme etkinlikleri ve sınıf kurallarının birlikte belirlenmesi bu açıdan koruyucu faktörlerdir.
Akran dostluğunu desteklemek yalnızca zorbalığı önlemek anlamına gelmez. Aynı zamanda çocuğun sosyal dayanıklılığını güçlendirir. En az bir güvenli arkadaşlık bağına sahip olan çocuklar, zorbalığın olumsuz etkilerine karşı daha dayanıklı olabilirler. Bu nedenle hem evde hem okulda çocuklara çatışma çözme, duygu ifade etme ve sınır koyma becerilerinin desteklenmesi önemlidir.
Sonuç olarak…
Akran zorbalığı, erken fark edildiğinde müdahale edilebilen bir süreçtir. Çocuğun davranışındaki küçük değişimleri görmek, onu yargılamadan dinlemek ve okul ile iş birliği yapmak büyük fark yaratır. Güvenli bir yetişkinle kurulan ilişki, zorbalığın yarattığı olumsuz etkileri azaltmada en güçlü koruyucu faktörlerden biri olabilmektedir.
Yazar: Uzman Psikolog Zeynep Taşel Günal