İçinde bulunduğumuz çağda, Ramazan orucunun kazandığı yeni alışkanlıklara uyum sağlamaya çalışmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Sahur, iftar ve teravih arasında geçen zaman; camilerde ve evlerde okunan mukabelelerle anlam kazanmaktadır. Bunun yanında iftar ve sahur programları yapan televizyon kanalları ile ilahi okuyan sanatçılar da bu atmosferin bir parçası hâline gelmiştir. Görüldüğü gibi eski Ramazan gelenekleri, teknoloji imkânlarından da yararlanılarak sürdürülmektedir.
Günümüzde minarelerin arasına asılan mahyaların hikâyelerini okuyanlar vardır. Elektrik icat edilmeden, teknoloji ve yapay zekâ gibi çağımıza hükmeden yeniliklerin olmadığı dönemlerde, minarelerin arasına büyük bir emekle hazırlanan bu sanat, orucun geldiğini müjdeleyen sevinç ifadeleriydi. Günümüzde ise cadde ve sokakları süsleyen elektrikli ya da dijital kayan yazılar bunların yerini almıştır.
Geçmişte çocukluk alışkanlıklarımız, büyüklerimizin kendilerine özgü davranışlarıyla Ramazan’a hazırlanmamızı sağlarlardı. Günümüzde ise bu süreçte teknolojiden mi yararlanıldığı yoksa eski yöntemlerin mi sürdürüldüğü merak konusudur. Geleneksel aile yapısının değişmesiyle birlikte çocuklarını Ramazan’a alıştırmak isteyen ailelerin nasıl bir yol izlediği düşündürücüdür. Muhtemelen teknoloji bu süreçte daha fazla kullanılmaktadır. Eskiden bir büyüğe veya bilene sorulan tavsiyelerin, günümüzde teknoloji aracılığıyla aranması artık yaygınlaşmıştır. Dijital dünyanın içine çekilen modern insanın hareket alanı da giderek daralıyor gibi görünmektedir.
Türk halkı İslâm ile şeref bulmuştur. Gelişen dünya şartlarında, kimliğini muhafaza ederek milletler ailesi içinde; şanlı mazisi, gelecek için beslediği idealleri ve İslâm ahlakı ile bezeli gençleriyle şerefli yerini alacaktır. Okullarımızın, orucu karşılayan, anlatan ve şuurlu bir oruç bilinci oluşturacak şekilde gerekli tedbirleri alması gerekir. Günümüz şartları içinde, her ne sebeple olursa olsun, inanç değerlerimizin anlatılacağı en doğru yer denetime tabi olan okullarımızdır.
Ne gariptir ki orucun nasıl tutulacağını Ramazan ayı boyunca anlatan kadrolu konuşmacıların yanında, dijital âlem içinde kendini hâlâ kaybetmeyen insanların varlığını görmek mümkündür. Bu konuşmacıları takip edenlerde de benzer bir durum dikkat çekmektedir. Sahi, bu tür durumlar başka toplumlarda da var mıdır? Mesela her sene aynı soruyu sorarak orucun bozulup bozulmadığını merak eden insanlar sadece bizde mi vardır? Bunu merak etmemek mümkün değildir.
Dayanışma ayı olan oruç zamanı, veren el ile alan elin birbirini görmediği ya da tanımadığı bir nezaket ve incelik dönemidir. Bu inceliğin ay boyunca devam edeceğini hepimiz biliyoruz. Yakın yıllarda yaşadığımız büyük felaketin ardından geride kalanlara destek olduk. Ancak bu desteğin sürdürülebilir olması gerektiğini de unutmamak gerekir.
Yuvasız ve ailesiz kalan çocukların bakımevlerinde ya da yatılı okullarda hayata tutunmaya çalıştıkları da bir gerçektir. Vakıflar ve gönüllü kuruluşlar bu faaliyetlerini hâlâ sürdürmektedir.
Ramazan ayının her anı, her insani davranış bir ibadet gibi geçer. Hatta alışılmış hayat tarzının dahi bu anlamda değerlendirilmesi, Türk insanının oruca verdiği önemin bir parçasıdır. İftara yakın zamanlarda fırınların önündeki tatlı sıra telaşı sırasında, iftara yakın pideyi alanların evlerine doğru giderken savaş kazanmış bir kumandan edasıyla yürümeleri de buna dahildir.
İlk teravih ve ilk sahur ile başlayacağımız oruç ayımız kutlu olsun. Sağlıklı, huzurlu nice Ramazanlara ulaşmak dileğiyle.
Not: Okuyucuya duyduğum saygı gereği, yazılarımı beğenenlere de beğenmeyenlere de her zaman şükran duygularımı ifade etmişimdir. Elbette beğenen de olacaktır, beğenmeyen de. Ancak eleştirinin aşırıya kaçan yönlerinin tolere edilecek bir tarafı yoktur.
Bir önceki yazımızı eleştirenlere ve bu eleştirileri farklı bir eleştiri biçimine dönüştürenlere birkaç söz söyleme hakkımız olduğunu düşünüyorum. Bu noktada Ziya Paşa’nın bir beyiti anlamlı bir cevap niteliği taşımaktadır:
Erbab-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar
Rencide olur dîde-i huffâş ziyâdan