İstediğimiz ve keyif aldığımız bir yaşam, aslında çoğu zaman daha fazlasına sahip olmaktan gelmiyor. Asıl mesele, değerlerimizi ne kadar yaşayabildiğimiz. Hepimiz zaman zaman hayatımızda bir şeylerin "eksik" olduğunu hissederiz. Daha huzurlu olmak, daha anlamlı yaşamak, daha az yorulmak isteriz. Ama ne yazık ki günler birbirini kovalar; yapılması gerekenler, sorumluluklar ve beklentiler arasında kendimizi kaybederiz. İşte tam bu noktada değerler, hayatın karmaşasında bize yön gösteren bir pusula gibi devreye girer.
Değerler, neyi başarmamız gerektiğini söyleyen hedefler değildir, nasıl bir insan olmak istediğimizi bize anlatır. Başarı, para, statü gibi sonuçlar zamanla elde edilebilir ya da kaybedilebilir. Oysa değerler, her gün yeniden seçilebilir. Bir gün şefkatli davranabiliriz, başka bir gün cesur olmayı deneyebiliriz. Değerler, “vardım ve tamamladım” denilecek bir yer değil; yürürken yönümüzü belirleyen bir çizgidir.
Hayatta zorlandığımız anlar, değerlerimizle temas kurmak için önemli ipuçları taşır. Bir konuda hayal kırıklığı yaşıyorsak, demek ki orada bizim için önemli olan bir şey var.
Örnek olarak...
Bir ilişkide görmezden gelinmek canınızı yakıyorsa, bu bize yakınlık, görülmek ya da bağ kurmak gibi bir değerin ihlal edildiğini gösterebilir. Zor duygular, çoğu zaman yanlış yolda olduğumuzu değil, önem verdiğimiz bir yere yaklaştığımızı işaret ediyor.
Değerlerle yaşamak, her zaman kolay olmayabilir. Açık olmak riskli olabilir, sınır koymak suçluluk yaratabilir, dürüst davranmak çatışmalara yol açabilir. Ancak bu zorlanma, boşuna yaşanmaz. Çünkü kişi kaçınmak yerine, kendisi için anlamlı olan yönde hareket etmek için çaba gösteriyordur. Değerler hayatı kolaylaştırmıyor belki; ama yaşanır kılıyor.
Bir önceki yazımda gönüllülük ve zorunluluk arasındaki farktan söz etmiştim. "Bunu yapmalıyım" ile "bunu yapmaya gönüllüyüm" arasındaki ayrım, aslında değerlerle doğrudan bağlantılıdır. Bir davranışı sadece mecburiyetle yaptığımızda içimizde bir direnç oluşur. Ama aynı davranış değerlerimizle temas ettiğinde anlam kazanır. Yükümüz değişmese de,onu taşıma biçimimiz değişir.
Günlük hayatta değerlerle temas kurmak için büyük kararlar almaya gerek yok. Bazen küçük bir duraksama bile yeterli. "Şu anda yaptığım şey, hayatımda neye hizmet ediyor?" ya da "Bu durumda nasıl bir insan olmak istiyorum?" diye sormak, pusulamızı yeniden ayarlamamıza yardımcı olabilir. Cevapların net olması da gerekmiyor; hangi yönü gösterdiğini görmek yeterlidir.
Sonuç olarak...
Değerlerimiz, bize ne yapacağımızı değil; nasıl yaşayacağımızı hatırlatıyor. Koşullar değişebilir, planlar bozulabilir, duygular dalgalanabilir. Ama değerlerimizle temas halinde olduğumuzda, hayat sadece geçip gitmiyor; gerçekten yaşanmış oluyor. Ve sonunda "İyi ki bu yönde ilerlemişim" diyebiliyoruz.
Kaynak:
Hayes, S. C., Strosahl, K. D. ve Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change (Kabul ve Kararlılık Terapisi). Guilford Press.