Psikolog ve akademisyen Doğan Cüceloğlu, “İyi Düşün Doğru Karar Ver” adlı kitabında insanları, ilke merkezli, aile merkezli, para, şöhret ve itibar merkezli, kendi merkezli yani bencil ve daha birçok grupta ele alıyor. İlke merkezli bireylerin, “Gelişmiş” insan oldukları, hakkaniyet, tutarlılık, dürüstlük, insan onuruna saygı, üstün kalite hizmet, gelişim, potansiyel, sabır, yardım etme, destek olma, yüreklendirme niteliklerine ve kişisel iç bütünlüğe sahip olduklarını belirtiyor.
Bu cümleden olarak, bilindiği gibi Ocak 2025’den beri ABD’yi, Başkan Trump yönetiyor. Amerikalı yayıncı, yazar ve öğretim görevlisi Steve Adubato, Trump’ın kendi merkezli ve egosuyla başkanlık yapan bir lider olduğunu yazdı. Ayrıca Trump’ı Amerika’nın en kötü başkanı olarak tanımlayanlar da var. Bir anlamda Trump’ın, ilkesiz ve “Biz zirvedeyiz” düşüncesi ile egoistçe kararlar alan bir başkan olduğunun altı çiziliyor.
Venezuela’nın petrolünü ve madenlerini gasp etmek isteyen ABD Başkanı Trump, ABD güçlerine düzenlettiği hava saldırılarının ardından, 3 Aralık 2026’da Venezuela lideri Nikolas Maduro’yu esir alarak ABD’ye getirtti, hapse attırdı. Ardından, “Artık Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi. Otoriter ve güçlü bir lider olduğunu kanıtlayarak, dünyayı tehdit etti. İsrail’e her türlü desteği yaptı, Gazze’de binlerce kişi öldürüldü. Kanada’yı, Grönland’ı alacağını, Gazze’yi aldığını söyledi. İran’ı bombalattı, yetmedi İran’ın çevresine savaş güçleri yerleştirdi. Bir ara ileri yarı iletken ürünleri ile ünlü Tayvan’a göz dikti. Velhasıl ABD’yi, ilkesiz, güvenilmez, saldırgan ve haydut bir başkan yönetiyor.
Venezuela’nın alınmasının ardından Madura olayı ve Madura’nın ülkesinde yaptıkları, günlerce medyayı işgal etti, izleyiciler ve okurlar diktatör Madura’yı daha iyi tanıdı. Görüldü ki çok zengin petrol yataklarına sahip Venezuela’nın lideri Madura, halkını açlığa mahkûm etmiş bir diktatör. Seçimde hile yaparak tekrar seçilmiş. Başa geldikten sonra yargıyı, yasamayı, yürütmeyi, yüksek seçim kurulunu, orduyu, emniyeti ve diğer tüm kamu kurumlarını kendisine bağlanmış, anayasa üyelerini de kendisi atamış. Gün boyu Madura’ya methiyeler dizen bir yandaş medya oluşturmuş, bağımsız medyayı, muhalefeti ve iş dünyasını tamamen susturmuş. Başkanı her konuda yetkili kılan yasalar çıkarmış. Velhasıl Madura, sadece iktidarını korumaya odaklanmış, bencil ve egoistçe davranmış, ülke çıkarlarını ve halkın refahını göz ardı etmiş bir diktatörmüş. İktidarını sürdürmek için yapmadığını bırakmamış. Petrol ve madenler konusunda tek yetkili olan Madura’nın atadığı liyakatsiz ve otoriter kadroların yönetiminde, Venezuela ekonomisi dibe vurmuş. Uyuşturucu baronunu kendisine yardımcı yapmış. Gıda yardımları sadece iktidar partisine üye olan yandaşlara dağıtılmış. Hırsızlık, gasp, soygun, uyuşturucu, yolsuzluk, yozlaşma ve kayırmacılık had safhaya çıkmış. Adalet, sağlık ve eğitim sistemi çökmüş, su ve elektrik kesintileri başlamış. Dolayısıyla zengin petrol rezervine sahip Venezuela, ABD için hedef ülke haline gelmiş. Aslına bakarsanız tarihten günümüze dünyada hiçbir diktatörün sonu iyi olmamıştır…
Şunu da belirtmeliyim ki yazdıklarımı içim acıyarak kaleme aldım! Zira Madura döneminde Venezuela’nın içinde bulunduğu koşullar günümüz Türkiye’si için fazla yabancı değil! Üstelik ekonominin, adaletin, eğitimin, ahlakın çöktüğü Türkiye’yi, ideolojik görüşleri doğrultusunda ülkeyi dönüştürmek isteyen, yargıyı sopa olarak kullanıp, yalan ve iftiralarla, suçsuz, günahsız muhalefet belediye başkanlarını, görevlilerini ve yandaş olmayan basın mensuplarını tutuklatan, hasta tutuklulara acımayan, Anayasa Mahkemesi Kararlarını uygulatmayan, para, şöhret ve itibar merkezli bir iktidar yönetiyor!..