Kamu kurum ve kuruluşları
Bir Gaziantep milletvekili Elazığ’da Gençlik ve Spor İl Müdürü tarafından, şiddete maruz kalan, darp edilen, açığa alınan ve sürgün edilen Kız Öğrenci Yurdu Müdür Yardımcısının yaşadıklarını TBMM gündemine taşıdı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı'na, İl Müdürüne neden gerekli işlemin yapılmadığını sordu.
Yaşanan tatsız olay şöyle gelişmiş: Gençlik ve Spor İl Müdürü personelden kendi makam odasında bir kahvaltı etkinliği düzenlenmesini istemiş. Bu etkinlik için personelden para toplanmış, Kız Yurdu Müdür Yardımcısı bu etkinliğe katılmamış, para da ödememiş. Müdür sen nasıl katılmazsın diye, görevliye şiddet uygulamış, darp etmiş; görevli hastaneye gitmiş, darp raporu almış. Üstelik elinde ses kaydı da varmış.
Ne var ki sadece bir etkinlik için para ödemeyen ve etkinliğe katılmayan görevliye yaptırım uygulanmış. Şiddete ve hakarete maruz kalmış, önce açığa alınmış, sonra sürgün edilmiş.
Hakkında herhangi bir idari işlem yapılmayan Müdür ise, “ Bizim elimiz kolumuz uzundur, her yere yetişiyoruz, biz onu ekmeğinden edeceğiz” diye tehditlerini sürdürüyormuş.
Olayda Müdürün, tarafsızlık ve idari sorumlulukla hareket etmek yerine, arkasında birilerinin olduğunu ima ederek, tehditkâr ifadeler kullanması, günümüz Türkiye’sinde kamu çalışanlarının nedenli siyasileştiklerinin adeta bir göstergesi.
Oysa Türk Kamu Yönetiminde amirlerin ve memurların görev yetki ve sorumlulukları Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilmiştir. Amirler kanun, tüzük ve genelgelerle belirlenmiş görevleri zamanında ve eksiksiz yapmak ve yaptırmakla yükümlüdürler. Esas olan astlarına hakkaniyet ve eşitlik içinde davranmak, çalışmaları izlemek, kontrol etmek, kusur ve hatası olanları zamanında uygun bir dille uyarmak ve görevlerin en iyi şekilde yerine getirilmesini sağlamaktır. Ast konumdaki memurlar ise kanun, tüzük ve yönergelere uygun olarak verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmekle sorumludurlar. Yani hiyerarşik yapıya sahip kamu kurum ve kuruluşlarında, görevlerin sağlıklı ve uyumlu yürütülmesi, iletişimin ve çalışma düzeninin en iyi şekilde sağlanması ile mümkündür. Aslında yöneticilik, bilgiyle, liyakatle, karşılıklı güvene dayalı, personelin şevkini kırmadan, memurlarını etkin ve verimli şekilde çalıştırabilme becerisidir.
Batı ülkelerinde yönetimdeki amir, memur ilişkileri, insanlar arasında hassasiyetle yürütülen bir sosyal ilişkiler manzumesidir. Artık yönetimde katı kurallar ve kalıplar yerine ortak amaçlar ve ortak kurallar gelişmektedir. Yüksek makamlarda oturanlar, sadece karar ve emir veren, sorumluluğu memuruna, payesini kendine alan kişiler değillerdir. Önemli olan görevsel insan ilişkisi ve insan yönetimidir. Zira verimlilik ve etkinlik daima insana bağladır.
Ne var ki son 24 yılda ülkemizde siyasi hırslar, her konuda olduğu gibi kamu yönetiminde de duruş ve davranışları politize olmuş kadrolar yarattı. Kamu kurum ve kuruluşlarına, yandaş eş-dost- akraba atamaları aldı başını gitti. Kamu kuruluşlarına yapılan atamalarda, “işi ehline vermek”, “işi layıkıyla yapmak”, “işin hakkını vermek” gibi anlamlı içeriğe sahip önemli bir ahlaki ve hukuki değer olan liyakati dikkate almayan bir süreç yaşanmaktadır. Partili yandaşlar, görevlere geldikçe onlarda gerekli tecrübe ve bilgiye bakmadan, çocuklarını, gelinlerini, kuzenlerini, danışmanlarını, tanıdıklarını, arkadaşları eski milletvekili eşlerini üst kadrolara ve de görevlere atadılar. Üniversite kadroları yandaş ve akraba atamalarıyla dolduruldu. Bakanlıklarda, konusunda tecrübeye sahip liyakatle yükselenlerin görev aldıkları müsteşar ve yardımcısı kadroları kaldırıldı yerine konu ile ilgili, bilgi ve deneyimi olmayan tamamen siyasi, sayısı belirsiz pek çok yerden maaş alan bakan yardımcılıkları gibi yeni makamlar ihdas edildi. Sözlü sınavlarda en yüksek puanı alanlar elendi, yandaşlar kazandırıldı. Pek çok bakanlığın içi boşaltıldı, işlevsizleştirildi, yurt dışı kadrolara lisan dahi bilmeyen yandaşlar atandı. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile Başbakanlık kalktı. Cumhurbaşkanı kamu yönetiminin hemen hemen her alanında tek yetkili oldu. Yürütme organı gibi yargıda siyasallaştı. Sorumluluk alma, planlama, denetim kalktı. Bazı kurumların üst yöneticilerine astronomik rakamlar ödenmeye başlandı. Kamu kuruluşlarında tasarruf göz ardı edildi ve israf zirve yaptı. Basında, önceki Diyanet İşleri Başkanın görev süresince 43 ülkeye, 140'ın üzerinde, şimdiki başkanın ise 5.5 ayda 9 kez yurt dışı geziye çıktıkları haberleri yayınlandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın ise göreve başladığı Haziran 2023’ten beri 26 ülkeye 49 kez çıktığı yazıldı. Yani bakan ve üst düzey yöneticilerin yüksek maaşlar almaları bir yana diğer harcamaları da hat safhada. Bu nitelikteki harcamaların toplum ve ülke yararına harcamalar olduğu tartışmalıdır. Dolayısıyla yüksek kamu harcamaları nedeni ile her sene bütçe açık verdiği gibi ülke ve toplum yararına olduğu tartışmalı kararlar neticesinde de cari açık sürekliliğini koruyor.
Velhasıl gelinen noktada artık kamu kuruluşlarında, siyasi ve ideolojik tercih ve kararların, adam kayırmaların, siyasi referansların ve israfın egemen olduğuna tanıklık edilmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, Elazığ’da meydana gelen olayda, Müdürün, “Bizim elimiz kolumuz uzundur, her yere yetişiyoruz” diye tehditler savurması hiç de şaşırtıcı değil!