Atatürk’ün Dini Siyasetten Kurtarma Savaşı – İslamcılık mı, Dindarlık mı?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün din ve inanç hürriyeti konusundaki politikaları, yıllardır süregelen kasıtlı bir yanlış algının merkezinde yer alıyor: Atatürk’ün dine savaş açtığı iddiası.
Oysa tarihsel gerçekler, bu iddianın tam tersini söylüyor. Atatürk hiçbir zaman dine, inanca ya da ibadete karşı olmadı. Onun mücadelesi, dini kendi özünden uzaklaştıran ve inancı bir araç haline getiren anlayışlara karşıydı.
Bir Zihniyet Dönüşümü
İslamcılık, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın çözülme döneminde siyasi bir fikir olarak ortaya çıktı. Ancak bu akım, zamanla dinin manevi özüyle ilgisi olmayan bir kimliğe büründü. Atatürk, bu durumun inancın safiyetine zarar verdiğinin farkındaydı. Osmanlı’nın son döneminde her türlü yeniliğe ve ilerlemeye karşı çıkan bir zümrenin toplumu nasıl geride bıraktığı açıkça görülmüştü. Atatürk’ün mücadelesi, işte bu geriletici zihniyete karşıydı.
Dindar ve Samimi İnanç
Atatürk, dini ortadan kaldırmak değil, aksine onu korumak istedi. O, "dindar" kavramını her zaman saygın bir yerde tuttu. Onun için dindar; inancını vicdanının emrine uyarak yaşayan, ibadetini huzurla ve özgürce yapan insandı. 1923’te yaptığı şu konuşma, onun asıl duruşunu özetler: “Bizim dinimiz akla en uygun ve en doğal dindir. Fakat asırlardan beri bir takım çevreler bu dini alet etmişlerdir.”
Devletin Kimliği ve Kişinin İnancı
Atatürk, herkesin ibadetini özgürce yapabileceği bir düzen kurdu:
* Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurarak dinin doğru kaynaktan öğrenilmesini sağladı.
* "Devletin dini olmaz; kişinin dini olur" ilkesiyle vicdan hürriyetini güvence altına aldı.
* Bayrağında hilal olan, Ramazan ve Kurban bayramlarını resmî tatil olarak kutlayan bir ülke inşa etti.
Ramazan Ayı ve Manevi İklim
Atatürk’ün inşa ettiği bu özgürlükçü ortamın en güzel tezahürlerini, asırlardır süregelen geleneklerimizde ve manevi iklimimizde yaşıyoruz. Nitekim, yarın itibarıyla huzur ve bereket kapısı olan mübarek Ramazan ayına giriyoruz. Bu kutsal ay; sadece ibadetlerin değil, aynı zamanda dayanışmanın, paylaşmanın ve hoşgörünün en saf haliyle yaşandığı bir zaman dilimidir. Siyasetin gürültüsünden uzak, sadece vicdanların sesinin duyulduğu bu manevi atmosferin, ülkemize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini; sofralarımızdaki bereketin gönüllerimizdeki birlik duygusuyla pekişmesini temenni ediyoruz.
Sonuç
Atatürk, İslam’a değil, inancın farklı amaçlarla kullanılmasına karşıydı. O, dini korumak için onu her türlü tartışmanın dışına taşıdı; çünkü biliyordu ki, inanç bir vicdan meselesidir ve ancak özgür bir ortamda layığıyla yaşanabilir.
Gerçek şudur: Din insanı özgürleştirir. Atatürk, tam da bu sebeple, dini asıl sahibi olan halkın saf vicdanına emanet etti.
Biraz saygı duyalım... Biraz da minnet.