Eski Elazığ’da yani 1960 öncesinde İstasyon Caddesi’ndeki Atatürk İlkokulu’nun önüne satıcılar gelir, çocukların ilgisini çekebilecek yiyecekler ve el yapımı oyuncaklar satarlardı. Çocukluk yıllarımın beş yılını sıralarında bıraktığım okulumun önünde satılan renkli kâğıtlardan yapılmış fırfirikleri hâlâ hatırlıyorum. Bir sap üzerine tutturulmuş, esinti yönünde sürekli dönen fırfirikler, daha çok erkek öğrencilerin ilgisini çekerdi. O yıllarda öğrencilerin çoğunun parası olmazdı. Parası olan alır, olmayanın gözü kalırdı. Fırfıriği eline alan, koşmaya başlardı. Arkadaşları da onun ardından koşarlardı. Koştukça fırfirik daha hızlı dönerdi. Esen rüzgârın yönüne göre de yön değiştirirdi.
İlerleyen yıllarda Elazığ’da fırfirik dediğimiz bu renkli oyuncaklara ve döndükçe oluşturduğu hareketle, eğlenceli ve dinamik bir hava yaratan cisimlere fırıldak denildiğini öğrendim. Yani adını, esen rüzgâra göre yön ve hız değiştirme özelliğinden alıyor.
Elazığ’da fikirleri ve eylemleri birbirini tutmayan, dün söylediğinin daha sonra tersini söyleyen, çıkarları için doğruları gizleyen, güven vermeyen insanlara dönek denirdi. Bu yapıdaki insanları tanımlamak için bir de “Ben ne ele derim ne bele, fırfiriğimi çeviririm” diye alaycı bir deyiş vardı. Yani dönek kelimesi, sözünde durmayan, kolayca fikir değiştiren, tutarsız ve ikiyüzlü davranış sergileyenler için kullanılırdı.
Bilindiği gibi günümüz toplumunda ilkesiz, tutarsız, dönek insanlara fırıldak deniliyor. Kişisel çıkarları için esen rüzgâra ve duruma göre yön, kanı, fikir ve parti değiştirenlere bu gözle bakılıyor. Fırıldaklar, düşüncesini sürekli değiştiren, bugün söylediğinin, yarın tersini savunan ya da sözünden dönen güvenilmez insanlar olduğu gibi aynı zamanda kendilerinin haklı olduklarını sanan ve savunan yalaka bireyler olarak biliniyor. Dolayısıyla dönekler ya da fırıldaklar için bu durum ciddi bir ahlak problemidir.
2019’da yapılan yerel seçimlerinden sonra mevcut iktidar, sahip olduğu tüm devlet olanaklarını kullanarak, yargı eliyle, muhalefet belediyeleri üzerindeki soruşturma baskılarını sürdürmekte, yalan ve iftiralarla muhalefet Belediye Başkanlarını ve görevlilerini tutuklatarak cezaevlerinde tutmaktadır. Bununla da kalmayan iktidar, seçimleri kaybetme korkusu ile tehdit ve teşviklerle, siyasette ahlaki duruşa sahip olmayan muhalefet belediye başkanlarını ve de milletvekillerini partisine transfer etmektedir.
Dolayısıyla, yargının soruşturma baskıları karşısında kendini ve kişisel çıkarlarını garanti altına almak isteyen, belediye başkanları, halkın iradesine ihanet ederek kolayca partisinden ayrılıp iktidar partisine geçiyorlar. Seçmen iradesini umursamadan, iktidar partisine geçen başkanlar, iktidarın gücünü arakasına almak için sadakatini ve idealini birinden diğerine aktarıyor, davasına ihanet ediyor. Bu da yetmiyor, partisini suçlamaya ve ısırmaya başlıyor.
Ne yazık ki parti değiştirenler sadece belediye başkanları değil, siyasette ahlaki duruşa sahip olmayan pek çok milletvekili de seçmen iradesini umursamadan parti değiştiriyor ya da iktidar partisi ile birlikte hareket ediyor. Öyle ki dün AKP başkanına ve uygulamalarına söylemediklerini bırakmayanlar, bugün omuz omuza birlikte siyaset yapmaktadır. Kişisel çıkar beklentisi ile devlet gücünü arkasına almak isteyen vekiller, dün söylediklerini bugün, bugün söylediklerini yarın unutabiliyorlar. Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Vicdandan, insaftan, ahlaki duruştan uzak davranış ve söylemler şaşırtıcı boyutlarda!
Kuran-ı Kerim’deki 20 ahlaki değerden biri de hak yememektir. Seçildikten sonra parti değiştirerek, seçmen iradesine ihanet edenler, hak yemiyorlar mı?