Değerli okurlar bu yazımı hem kendimi hem de sizleri çevremizdeki savaşın etkilerinden ve de adaletin, yargının, siyasetin yozlaştığı, zamların kronikleştiği, çiftçinin, esnafın, işçinin, emeklinin yoksullaştığı, gençlerin gelecek endişesi taşıdığı ülkemizin iklimden bir nebzede olsa uzaklaştırmak için kaleme aldım. Sizlerle eski Elazığ’ın güzel bir kültürel değerini paylaşmak istedim.

Anlatacaklarımın, bir ihtişam değilse de düzgün yaşamların hüküm sürdüğü bir zamanların mütevazı Elazığ’ında, yaratıcı kadınların göz nuru dökerek işledikleri kayda değer güzellikler olduğuna inanıyorum.

Fi tarihinde basında yer alan bir yazıda, Adnan Memiş Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı’nın, “Anadolu Kadınının Eşsiz Sanatı Oya” adlı bir belgesel hazırladığını okumuştum. Belgesel için önce Anadolu’nun oyaları ile öne çıkan çeşitli bölge ve kentlerinden toplanan iğne oyalarından bir koleksiyon oluşturulduğu, sonra da belgeselin çekimlerinin yapıldığı anlatılmıştı.

Yazıyı okumaya başlamadan önce , “Araştırma ve gözlemler sırasında mutlaka Elazığ’a da gidilmiştir, Elazığ kadınının el emeği-göz nuru oyalara da yer verilmiştir” diye düşündüm. Yazıyı okuyup bitirince anladım ki çekimler sadece Bursa, Nallıhan, Gönen, Biga, Bergama, Ödemiş, Tire, Muğla, Datça, Tokat ve Amasya’daki düğün, kına gecesi, sünnet düğünü gibi özel günlerden ve günlük yaşamdan yapılmış. Yazıda Elazığ’ın adının dahi geçmemesine hem şaşırdım hem de üzüldüm. 20 yıl boyunca araştırma yapılmış ama demek ki oyanın asırlar boyu Elazığ halk kültürünün önemli bir değeri olduğundan bihaberlermiş!

İğne oyasının tarihi, Elazığ ve yöresinde oldukça eskidir. Yöre kadınının geçmişten gelen en gözde el sanatından biridir.

Elazığ’da geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda oyalı yazmalar Elazığ kadınları için hem evlerde hem de dışarıda kullanılan çok önemli bir başörtüsüydü. Elazığ kadınının el emeğini, göz nurunu ve estetik anlayışını yansıtan oyalarla süslü yazmalar yaygın bir şekilde kullanılırdı.

Doğup büyüdüğüm Aksaray Mahallesi’nde nam-ı diğer Yığıki’de, her ailenin çeyiz sandığında, farklı motiflerle işlenmiş oyalı yazmalar bulunurdu. Aileler için özel bir değeri vardı. Eli biraz iğne tutan her kız çocuğuna oya işlemek öğretilirdi. Yığıki’de en güzel oyaları Meryem abla işlerdi. Meryem abla çocuk yaşta babasını kaybetmişti, annesi ile birlikte kendilerine barınacak bir yer tahsis eden hali vakti iyi bir ailenin yanında kalırlardı. Annesi o aileye hizmet ederken kendisi de birkaç kuruş kazanmak için oya işlerdi. Ne yazık ki hayatın acımasızlığı ile sınanmış Meryem ablanın bir gözü görmüyordu. Tek gözü ile oyaların en güzelini, en zevklisini işlerdi. Sanki ruhunda bir oya aşkı vardı, renk uyumu içinde yeni yeni oya motifleri yaratırdı. Çok temiz çalışırdı, yazmaları el değmemiş gibi oyalarla süslerdi. Herkesi şaşırtırdı, çok ta takdir edilirdi.

Bizim kuşakların çok iyi bildiği gibi o tarihlerde dut ağaçları Elazığ ovasının en önemli kırsal zenginliklerinden biriydi. Dut ağaçlarının bolluğu, ova köylerinde olduğu gibi Yığıki’de de ipek böceği yetiştiriciliğine olanak sağlardı. Kadınlar ürettikleri ipekleri ağartıp, boyayarak oya işlerlerdi. Aşikar ki Elazığ’da zarif iğne oyası kültürünün gelişmesinde ipek böceği yetiştiriciliği etkili olmuştur.

Elazığ kadınları günlük yaşamda oyalı yazmalarla örtünürdü. Oyalı yazmalar düğünler, nişan törenleri ve aile gezmeleri gibi özel günlerde de kullanılırdı. Kadınlar, giyilen elbisenin rengi ile uyumlu ve en gösterişli oya motifleri ile çevrelenmiş el değmemiş yazmalar örtünürlerdi. Yazmalar kıyafetlere farklı bir görünüm kazandırdığı gibi çiçek motiflerinin çevrelediği yüze de büyülü bir güzellik katardı.

Elazığ kadının el emeği, göz nuru oyalar, adeta birer küçük kültürel sanat eseriydi. Oya nesilden nesile geçen geleneksel bir uğraştı. İğne ve ipeğin konuşan motiflere can verdiği yeni motiflerle de zenginleştirilen bir el işi becerisiydi. Oya motiflerinin farklı anlamlar taşıdığı, her motifin ayrı ayrı dili olduğu, motiflerin konuştuğu söylenirdi.

“Türk danteli” olarak anılan oya Elazığ’ın kültürel tarihi açısından önem arz eder. Umarım zarif bir el işi olan oya kültürümüz, günümüzde de yaşamaya devam etmektedir!