İngiliz yazar George Orwell, mizahi bir ifade ile kaleme aldığı Rus devrimini hicveden, “Animal Farm” Hayvan Çiftliği adlı romanında, liderlerin her birini ayrı ayrı isimlendirdiği domuzlar temsil eder. Başlangıçta tüm hayvanlar arasında sağlanan eşitlikçi düzen, tamamen yok olur. Domuzlar diğer hayvanları sömürmeye, baskı kurmaya, sindirmeye ve ezmeye başlarlar. Kitabın sonu şöyle biter: “All animals are equal but some are more equal than others”. Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları diğerlerinden daha eşittir.

Yazarın söz konusu ödüllü kitabı, 1966 yılında Londra’da devam ettiğim lisan okulunda, ders kitabı olarak okutulmuştu. Yaşamım boyunca sayısız kitap okudum, bir kısım kitapları okuduğumu dahi hatırlamıyorum ama birkaç kitaptan unutamadığım bir iki cümle hala hafızamda. Bunlardan biri de “Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları diğerlerinden daha eşittir”.

T.C. Anayasası'nın 10. Maddesi, herkesin ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu ve devlet organlarının her türlü işlemde bu ilkeye uymak zorunda olduğunu garanti eder. Yani eşitlik ilkesi, hukuk devleti ve ayrımcılık yasağının temelidir. Ne var ki son 24 yıllık iktidarın tutum ve icraatında, iktidara biat eden yandaşlara hukuki, ticari veya sosyal bağlamda imtiyazlı davranılmaktadır. Diğer bir anlatımla Partili Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile yönetilen bu düzende, güçler ayrılığının ihlal edilmesi neticesinde hak, hukuk ve adalet sistemi yara aldı, eşitlik ilkesi göz ardı edildi.

Dolayısıyla yargı siyasallaştı. Yargının bağımsızlığı ihlal edildi. Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı, belediye başkanları, belediye görevlileri, muhalefet il başkanları, basın mensupları ve birçok öğrenci tutuklandı. Tek adamın yönlendirmesi ile biat etmeyenlere iftira ve yalanlarla davalar açıldı. Öyle ki, “Ya bize katılırsın ya da hapse atılırsın” denildi. Yargılanmamış muhalefet Belediye Başkanları ve çalışanları aylardır akıl ötesi sayısız suçlamalarla hapishanelerde tutuluyor. Hepsinin yaşamından çalınıyor.

Kayırma ve torpil mevcut yönetimin vazgeçilmezi haline geldi. Tüm kadrolara yandaşlar atanmakta, yüksek maaş ve huzur hakları ödenmektedir. Yurtdışı kadrolara, liyakate bakılmaksızın daha önce Dışişleri Bakanlığı’nda çalışması ve tecrübesi olmayan partili isimler atanıyor. Öyle ki bir aileden dört kişinin yurt dışı kadrolara atandığı basında yer aldı. Cumhurbaşkanı tarafından, kamu kurum ve kuruluşlarına atanan üst görevlilere, aylık 2,5 milyon yani asgari ücretin 89 katı astronomik maaşlar ödeniyor. Hiçbir demokratik ülkede görülmeyen, adalet ve eşitlik ilkesi ile bağdaşmayan ödemeler yapılıyor. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, milletvekilleri ve de Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı üst makam görevlilerine vb. işçi, emekli ve memurların aldığı aylıkların 60, 70, 80 katı fazla maaşlar ödeniyor.

2018 yılına kadar yürürlükte olan, bakanlıklarda 657 sayılı yasaya göre ödeme yapılan müsteşar ve müsteşar yardımcılarından oluşan üç kişilik üst yönetici kadroları kaldırıldı. Buna karşılık liyakate bakılmadan, yandaşlar için bakan yardımcılıkları diye sayıları dahi bilinmeyen çok yüksek maaşlı kadrolar ihdas edidi. Bu kadrolarda farklı görevlendirmelerle üç dört maaş alan bakan yardımcıları olduğu belirtiliyor.

Öte yandan 657 Sayılı Kanunda sözlü sınav sistemi yer almaktadır. Yıllardır yazılı sınavlarda en yüksek oyu alan adayların, sözlü sınavlarda elendikleri ve hak edenlerin haklarının mülakat yoluyla gasp edildiği, mağdur edilenlerden intihar edenler olduğu basın yayın organlarda yer almaktadır. Ayrıca halk çocuklarını İmam Hatip okullarına yönlendirmek için devlet okullarını İmam Hatiplere dönüştüren Milli Eğitim Bakanı kendi kızını özel okula gönderiyor.

Devlet Bankalarının reklamlarından sadece yandaş medya yararlandırılıyor. Yandaş TV kanallarında ve basında muhalefeti yıpratıcı, yalan ve iftira konuşmaların ve yazıların yayınlanmasına iktidar tarafından ortam yaratılıyor. Buna karşılık gerçekleri ve doğruları yazan medya mensupları tutuklanarak hapse atılıyor. TV kanallarına kayyum atanıyor. RTÜK tarafından doğru ve gerçekleri haber yapan TV kanallarına cezalar yağdırılıyor. Halkın vergileriyle ayakta olan kamu kuruluşu TRT’de, muhalefete yer verilmiyor.

Devlet ihaleleri, 24 yıldır sürekli olarak iktidar yanlısı belirli holdinglere, yerli ve yabancı ortaklıklara ve şirketlere veriliyor. Açık ihale sistemi terk edilerek bütçenin şeffaflığı ilkesi ihlal edildi. Acımasız madencilik şirketlerine ve kömür ocağı işletenlere, zeytinliklere ve kıyılara zarar verenlere, doğayı katledenlere, çevre katliamı yapanlara, ruhsatlar vermek için iktidar partisinin teklifi ve oylarıyla yasal değişiklikler yapıldı. “Toprağıma, suyuma, zeytinliklerime, köyüme dokunma” diye feryat eden köylüler hapse atılıyor.

Ülkede işçi, memur, emekli, esnaf ve çiftçi temel gıdaya ulaşmakta dahi zorlanırken, devlet ihaleleri alan 5 büyük yandaş holding ve firmaya 128 kez vergi ve harç indirimi yapıldığı, sadece Cengiz İnşaatın 422 milyon tutarında vergi borcunun tamamının silindiği belirtiliyor. Bir anlamda iktidar “ben zenginden yanayım” diyor ve zengine kazandırılıyor. Zengin yoksul uçurumu açıldıkça, açılıyor.

Velhasıl 24 yıllık İktidarın tesis ettiği bu sistemde daha nice eşitliğin ve adaletin olmadığı faaliyetlere, çalışmalara, eylemlere ve uygulamalara tanıklık edilmektedir.

Yani ülkemizi yönetenler de aynı Hayvanlar Çiftliği’ndeki domuzlar gibi, “Biz sizden daha eşitiz” diyorlar…