Son dönemde küresel piyasalar tam anlamıyla bir karar anından geçiyor. Yükselen enflasyon, hayat pahalılığı, merkez bankalarının faiz hamleleri, jeopolitik riskler, savaş tamtamları ve ekonomik belirsizlikler hepimizi adeta birer veri avcısına dönüştürdü.
Gözümüz sürekli Borsa İstanbul’un çarpanlarında, ekonominin verilerinde ve altın fiyatlarında. Ekonomik cephede sıcak para girişlerini ve yeni yatırım hikâyelerini kovalarken, farkında olmadan zihinsel bir abur cubur diyetinin ortasına düşüyoruz. Ekonomik ve sosyal problemleri çözmeye çalışırken, ruhumuzun iskontolu kalmasına göz yumuyoruz.
İşte bu yoğun ve yorucu gündemde, sizi piyasa ekranlarının o soğuk ışığından koparıp ruhunuzu dinlendirecek en güvenli limana, yani kitapların dünyasına davet etmek istiyorum.
Birçok insan, “Zaten bir süre sonra okuduklarımı unutuyorum, neden kitaba vakit ayırayım?” diyerek kitaptan uzaklaşıyor. Bu, finansal bir yatırımı sadece günlük nakit akışıyla değerlendirmek kadar sığ bir bakış açısıdır. Mesele, kitaptaki her cümleyi ezberlemek değil; o kitabın ruhumuzda bıraktığı tortu ve bize kattığı yeni vizyondur. Biz farkında olmasak bile o hikâyeler karakterimizi inşa eder ve bizi kendimizin daha iyi bir versiyonu olarak hayata devam ettirir. Dünyanın sadece içine doğduğumuz ya da ekranlardan izlediğimiz o gergin ortamdan ibaret olmadığını romanlar sayesinde anlar, idrak eder ve geleceğe umutla bakabiliriz.
Piyasa stresini yönetirken, okuma yolculuğumuzu güzelleştirecek iki şahane Japon felsefesini de heybemize ekleyebiliriz.
Japonlar der ki: Kiraz, erik ve şeftali ağaçları farklı zamanlarda çiçek açar ve hiçbiri diğerini kıskanmaz. Kitap okurken de yatırımlarınızda da başkalarının hızına bakıp kendinizi kıyaslamayın. Kendi zaman çizelgenize odaklanın. Yılda elli kitap bitiren birini görüp hevesinizi kaçırmaktansa, kendi ritminizle günde beş sayfa okumanın tadını çıkarın.
İkincisi ise kusurlu güzellik anlayışıdır. Mükemmeliyetçilik, zihni yoran bir hastalıktır. Bu düşüncenin saplantı hâline gelmesiyle kişi kendini yalnız hisseder, mutluluğu bu yolla yakalamaya çalışır ve zamanla daha da tahammülsüz hâle gelir. Bu durum, hayatın her alanında insanı yoran ve sosyalleşmesini engelleyen bir düşünce biçimidir. Mükemmeliyetçi birinin kitap okurken dikkati dağılabilir, aldığı kitap beklentisini karşılamayabilir ya da yoğunluk nedeniyle okuduğu kitaplar ve romanlar yarım kalabilir. Unutmayın; kırık bir vazo altınla yapıştırıldığında eskisinden daha değerli olur. Eksiklerinizi ve yarım kalan kitapları birer kayıp değil, tecrübe olarak görün.
İnsanlık tarih boyunca hikâyelerle kuruldu ve bugünlere hikâyelerle taşındı. Savaşların, krizlerin ve piyasa dalgalanmalarının ortasında zihninizi zinde tutmanın, empati yeteneğinizi geliştirmenin ve olaylara daha geniş bir perspektiften bakmanın en düşük maliyetli yolu hâlâ kitap kapaklarının ardında saklı.
Bugün kendinize bir iyilik yapın; o kırmızı ve yeşil yanan ekonomi ekranlarını, anlık bildirimleri birkaç saatliğine kapatın. Bir romanın kapağını açın ve ruhunuzun eksik kalan parçalarını kelimelerin şifalı gücüyle zenginleştirin. Çünkü hayatta yapabileceğiniz en kârlı, en uzun vadeli yatırım, kendinize yaptığınız yatırımdır.
Hayırlı haftalar dilerim.