Dini bayramlar, barış ve dostluğu pekiştiren, maddi ve manevi paylaşımlar yapılan, büyüklerin ziyaret edildiği, küçüklerin sevindirildiği günlerdir değil mi? Peki! Türk toplumunun yüzde kaçı bu özel günleri barış ve dostluk duygularıyla yaşayabildi? Yüzde kaçı bayramın gereği olan maddi ve manevi paylaşımlarda bulunabildi ve mutlu bir bayram geçirdi?
Google’dan edindiğim bilgilere göre Türkiye, gelir dağılımı eşitsizliğinde Avrupa’da ilk sıralarda. En yüksek gelire sahip grubun geliri, en düşük grubun gelirinin yaklaşık 7,5 katı.Toplumun büyük bir kısmı orta ve alt gelir gruplarından oluşuyor.Hane başı aylık 70.000 TL üzeri düzenli geliri olanlar, Türkiye standartlarında zengin veya üst gelir grubu olarakkonumlandırılıyor. Bu kesimin ülkenin en zengin %10'luk dilimine girdiği belirtiliyor. Dünyada ve Türkiye'de en üst %1'lik refah seviyesine dâhil olanların ise yıllık minimum 424 bin dolar kazanç gücüne sahip oldukları kaydediliyor.
Dolayısıyla mevcut iktidarın Türkiye Yüzyılında, bir yanda nüfusun % 1’lik bölümünü oluşturan, her türlü lüks, şatafat, saraylar, yalılar, altın varaklar, uçaklar, lüks arabalar, konvoylar, israf, tantana, itibar tutkusu ve bol keseden harcama içindeyaşayan zenginler var ki bu kesim elbette mutlu bir bayram geçirmiştir.
Diğer yanda Türkiye’de aylık geliri 20000 TL. ve altında nüfusun % 20’sini oluşturan, çiftçi, esnaf, işçi, emekli, işsiz, öğrenci gençler ve de geliri olmayan çöp toplayarak yaşam savaşı veren, açlık ve çaresizlik içinde, eli böğründe, “Bayram gelmiş bana ne, kan damlar yüreğime” der gibi yaşayan halk var.
Ne var ki toplumun büyük bir kesimi geçim sıkıntısı içinde yaşam mücadelesi verirken, iktidar partisi lideri, ülkenin ekonomi, enflasyon, adalet, geçim sıkıntısı, işsizlik, tarım vb. sorunlarını çözmek yerine, ana muhalefet partisi ile uğraşmakta, gündemyalan ve iftiralarla meşgul edilmektedir.
Son seçimde Türkiye’nin birinci partisi olan CHP’ye, iktidar tarafından, yargı sopasıyla yapılan siyasi uygulamalar bayramda da hız kesmedi. Uzun süredir devam eden iftira ve yalanlarla, baskı altına alınan, “gizli tanık” ve “etkin pişmanlık” gibi, “somut delil” aranmayan ifadelerle, hapse atılan muhalefet belediye başkanlarına bayramda da yenileri eklendi. Belediyeler iktidarın atadığı kayyumların ve de dönek başkanların cenneti oldu. Türkiye “mutlak butlan” diye bir kavramla tanıştırıldı. Uygulaması bayram öncesine rastlatıldı. Koltuk ihtiraslı, iktidara hizmet eden Butlan Başkanın isteğiyle, CHP Genel Merkezi’ne TOMA araçları gönderildi, güvenlik güçleri ile sarıldı, gaz bombaları kullanıldı, biber gazı sıkıldı, her tarafı sis sardı. Polis zoruyla, kapılar kırıldı ve parti merkezine girildi… Eminim Butlan Başkan ve Tek Adam harika bir bayram geçirmiştir.
Şimdi de son bir iki ayda bizzat gördüklerimden ve yaşadıklarından birkaç örnek sunmak istiyorum:
İstanbul’da kent yoksulluğu arttıkça arttı. Köy pazarına gitmiştim,bu pazarı, çevre köylüleri kendi ürettikleri ürünleri getirip sattıkları için özellikle tercih ediyorum. Sebze alıyordum, yanıma ileri yaşlarda bir kadın yaklaştı, “Onlardan bana da alır mısın”dedi. Bir başka gün yolda yürüyorum, bir geç adam yoluma çıktı, “Teyze ben iş bulamadım üç aydır işsizim, çocuklarım evde aç, yardım eder misin” dedi. Pazarda börek, poğaça, gözleme satan, insanların oturup çay içtiği bir kısım var. Bir şeyler almak istedim, bekleyenler var. Önümde 18 yaşlarında bir genç kız, satıcıya, “ Amca çok açım, sadece beş liram var, bana da gözleme verir misin” dedi. Zaman zaman çöp kutusundan bir şeyler arayan insanlar görüyorum, bunlar arabalarla çöp toplayıcıların dışındaolan insanlar. Çöp kutusunun önüne eski bir ayakkabı koymuşlar, bir adam çevresine bakındı, bekledi, çekiniyor, kimse görmeden ayakkabıyı almak istiyor, uzaktan baktım, eğildi ayakkabıyı aldı hızla uzaklaştı. Bu insanların hiç biri dilenci değildi, sadece artan kent yoksullarından bir kaçıydı.
Evimize yakın yaşlılar mekânı mini bir park var. Ağaçların altındaki banklar hiç boş kalmıyor. Her an emekli yaşlılarla dolu. Bayramın ikinci günü sabah markete giderken yine baktım, daha o saatte banklar dolu. Sanki konuşmaya dahi mecalleri yokmuş gibi öylesine oturan emekli yaşlılar. Aslında yolun karşı tarafında bir kafe var, önünde oturup çay içenler de var. Anladım ki bunlar çay parasını dahi ödeyecek durumda değiller. Bütün bunlara içim sızlayarak tanıklık ettim ve çok çok üzüldüm. “Vah benim güzel vatanımın insanları vah” diye söylenerek eve döndüm ve bu yazıyı kaleme aldım! Bizi yönetenler sayesinde, Türk halkıunutulmaz bir bayram geçirdi!
