Akşam yemeğinde telefon çalıyor: bir iş mesajı. Hafta sonu evde kahve içerken e-postalara göz atıyorsunuz. Tatildesiniz ama o proje hâlâ aklınızın bir köşesinde. Tanıdık geliyor mu? Günümüz çalışma hayatında yaşadığımız en yaygın sorunlardan biri bu: İşten fiziksel olarak çıkıyoruz ama zihnimiz çalışmaya devam ediyor.

Psikoloji literatürü bu durumu işten zihinsel olarak uzaklaşabilme kavramıyla açıklıyor. İşten uzaklaşabilme, mesai saatleri dışında işle ilgili düşünceleri zihinde sürdürmemek; işi yalnızca ofiste değil, zihinde de geride bırakabilmek anlamına geliyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bu zihinsel molanın sandığımızdan çok daha önemli olduğunu gösteriyor.

2023 yılında yayımlanan kapsamlı bir bilimsel derleme araştırması, 159 araştırmayı inceleyerek net bir sonuca ulaşıyor: İşten uzaklaşmakta zorlanan çalışanların ruhsal ve fiziksel sağlığı, yaşam doyumu ve hatta iş performansı olumsuz etkileniyor. Yani mesele sadece daha az çalışmak değil; çalışmadığımız zamanlarda gerçekten dinlenebilmek.

Günümüz çalışma koşulları bu durumu giderek zorlaştırıyor. Akıllı telefonlar, anlık bildirimler ve esnek çalışma saatleri derken iş ve özel hayat arasındaki sınırlar neredeyse silinmiş durumda. Gece gelen e-postalar, hafta sonu mesajları, tatilde yapılan toplantılar pandemiyle birlikte normalleşti. Oysa normalleşmesi, sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.

Araştırmanın en önemli bulgularından biri şu: İşten uzaklaşamazsak, bedenimizin ve zihnimizin toparlanma şansı kalmıyor. Stres hormonlarının düşmesi ve zihinsel yenilenme için beynin gerçekten dinlenme moduna geçmesi gerekiyor. Sürekli tetikte olan bir zihin dinlenemiyor.

Daha da düşündürücü olan ise şu: İş stresi arttıkça, yani dinlenmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda, işten uzaklaşabilmek daha da zorlaşıyor. Araştırmacılar buna “toparlanma çelişkisi” adını veriyor. Zor bir proje ya da yaklaşan bir son tarih, eve gittiğinizde bile zihninizi meşgul etmeye devam ediyor. Bu durum uzun vadede tükenmişliğe yol açabiliyor.

Peki ne yapabiliriz?

Araştırma iki noktaya dikkat çekiyor. İlki, iş yükü ve stres kaynaklarını azaltmak. İkincisi ise zihinsel sınırlar koyabilmek. “Şimdi iş zamanı değil” diyebilmek ve bu sınırı koruyabilmek.

Burada süreklilik önemli. Ara sıra yapılan denemeler pek işe yaramıyor. Uzun vadeli alışkanlıklar gerekiyor. Örneğin akşam belirli bir saatten sonra iş telefonunu kapatmak ya da hafta sonları e-postalara bakmamak. Başta zor geliyor, “Ya önemli bir şey olursa?” diye düşünüyoruz.

Araştırma, işten uzaklaşabilme becerisinin zamanla geliştiğini de gösteriyor. İş alanında deneyim arttıkça, insanlar her meselenin hemen çözülmek zorunda olmadığını daha iyi ayırt edebiliyor. İş hayatına yeni başlayan çalışanlar ise çoğu zaman sürekli erişilebilir olmayı bir zorunluluk gibi görebiliyor. Oysa mola verebilmek, geri çekilebilmek ve kendine alan açmak bir zayıflık değil; zamanla kazanılan önemli bir beceridir.

Sonuç olarak…

Araştırmalar çok net bir şey söylüyor: İşten gerçekten uzaklaşabildiğimiz anlar, sadece kendimizi iyi hissetmemizi sağlamıyor; sağlığımızı koruyor, tükenmişliği azaltıyor ve işe döndüğümüzde daha iyi düşünmemize yardımcı oluyor. Dinlenmek bu yüzden bir lüks değil, zihnin kendini onarması için gerekli bir süreç. Zihne verilen bu mola, aslında hem yaşam kalitesinin hem de sürdürülebilir çalışmanın temelini oluşturuyor.

Kaynak:
Agolli, A. ve Holtz, B. C. (2023). Facilitating detachment from work: A systematic review, evidence-based recommendations, and guide for future research. Journal of Occupational Health Psychology, 28(3), 129–159.

Yazar: Uzman Psikolog Zeynep Taşel Günal