Elazığ’da Ramazan: Gündüzü “Barut”, Gecesi “Düğün”
Ramazan ayı her yerde ibadettir, huzurdur ama Elazığ’da bu maneviyatın yanına bir de o tarif edilemez “fırın telaşı”, Gakgo’nun “tatlı sert asabiyeti” ve “sahur coşkusu” eklenir. Şehrin sokaklarına girdiğinizde, iftara doğru burnunuza çalınan o mis gibi köz kokusuyla birlikte, havada hafif bir gerginlik de hissedersiniz. Çünkü Elazığ’da Ramazan; hem sabrın hem de asırlık bir kültürün sokağa taşmasıdır.
Fırın Önlerindeki “Barut” Gibi Bekleyiş
Elazığ’da fırın mahallenin kalbidir ama iftara iki saat kala o kalp biraz hızlı çarpar. Açlığın verdiği o meşhur Elazığlı asabiyeti, fırın kuyruğunda zirve yapar. Normalde de tez canlı olan Gakgolar, bir de kan şekeri düşünce adeta barut fıçısına döner.
Fırın önünde "Usta bizim tava nerede galdı?" diye başlayan cümleler, bazen hafif yollu bir atışmaya, bazen de "Senin tepsi benimkinin önüne mi geçti?" sitemlerine döner. Ama bu sinir, Elazığ’ın şanındandır; samimidir, gelip geçicidir. O gerginlik, fırından dumanı üstünde tırnaklı pideler çıkıp o ilk sıcak ekmek kokusu ciğerlere dolunca yerini sessiz bir rızaya bırakır. Elinin üsdüne alınan pidelerle eve gidilirken, fırında tartışılan Gakgo ile sokakta selamlaşılır; çünkü Elazığlı bilir ki, o sinir açlıktan değil, iftar heyecanındandır.
Sahurun Sesi: Davul, Klarnet ve Dik Halay
İftarda karnı doyan, çayını içip kendine gelen Gakgo’nun o sertliğinden eser kalmaz. Asıl coşku gece yarısından sonra, sahur vaktinde başlar. Diğer şehirlerde davulcu sadece uyandırmak için geçerken, Elazığ’ın sokaklarında klarnet ve davul adeta bir konser verir.
Gecenin sessizliğini bozan o yanık klarnet sesiyle gençler sokaklara dökülür. İftar öncesi fırın kuyruğunda kaşlarını çatan o adamlar, şimdi köşe başlarında kurulan halkalarda "Dik Halay" çekmektedir. Gakgo’lar için sahur; uykudan uyanmak değil, davulun ritmiyle ve kardeşlik halkasıyla güne neşeyle başlamaktır. Omuz omuza verilen o halaylar, bir şehrin birbirine ne kadar sıkı tutunduğunun en canlı resmidir.
Gönül Sofralarının Zenginliği
İster iftarda fırından gelen o nefis tepsi yemekleri olsun, ister sahurda içilen demli bir çay... Elazığ sofrası zengindir ama bu zenginlik sadece çeşitten değil, o sofrada oturanların gönlünden gelir. Çat kapı gelen misafir, fırında sırasını birbirine veren Gakgo’lar ve sahurda çekilen o içten halaylar bu şehrin genetiğidir.
Netice Olarak;
Elazığ’da Ramazan; bir fırın küreğinin sesinde, iftar öncesi o "barut" gibi hallerde ama en çok da sahur vaktinde göğe yükselen davul-klarnet sedasında saklıdır. Gündüzü sabır imtihanı, gecesi ise tam bir şenliktir bu kadim şehrin.
O mis gibi kokuların hiç eksilmediği, klarnetin sesinin susmadığı ve o meşhur Elazığlı asabiyetinin sonunda hep kucaklaşmayla bittiği nice Ramazanlara...