Hafızanın ve Mensubiyetin İzinde
Mensubiyetin kıymetini yaşayarak öğrenmek ne güzel…
Bugün Turan Gazetemizin köklü haberciliği ve güçlü arşivciliği beni hem duygulandırdı hem de mutlu etti. Bazen bir gazete sayfası, bazen siyah beyaz bir fotoğraf, bazen de yıllar öncesinden gelen birkaç saniyelik görüntü insanı hiç beklemediği kadar derinlere götürebiliyor.
Atatürk’ün Pertek ziyareti… O günden bugüne taşınan anılar…
Elazığ için kullandığı “Doğunun Yalovası” ifadesini hep anımsarım. Zaman sadece bir ifade aslında. İnsan ne yaşarsa yaşasın, dönüp baktığında bazı hislerin hiç eskimediğini fark ediyor. Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevgi,
saygı ve minnet de işte böyle canlı ve bâki kalıyor.
Tarih bazen eski bir fotoğraf karesinde konuşur. Bu kez konuşan, 17 Kasım 1937 tarihinden günümüze ulaşan Pertek görüntüleri oldu. Atatürk’ün Singeç Köprüsü’nün açılışı için Pertek’e gelişine ait görüntülerin günümüz teknolojisiyle restore edilerek yeniden yayınlanması, sadece bir arşiv çalışması değil; hafızamıza düşen kıymetli bir nottu.
O görüntülere bakarken, aslında yalnızca bir köprü açılışını izlemiyoruz. Genç Cumhuriyet’in heyecanını, imkânsızlıklar içindeki azmini ve Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar uzanan kalkınma idealini görüyoruz.
Atatürk, bundan tam 89 yıl önce Pertek’e gelmiş, bölgenin ulaşımı için önemli görülen bir eserin açılışında halkıyla buluşmuştu. Bugün hâlâ yeni bir köprü beklentisinin konuşuluyor olması, insanı ister istemez düşünmeye sevk ediyor. Çünkü köprüler yalnızca iki yakayı birbirine
bağlamaz; geçmişle geleceği, insanla umudu da birbirine bağlar.
Belki de bu yüzden, o siyah beyaz görüntüler karşısında duygulanıyoruz. Çünkü tarihin içinden bize bakan o karelerde sadece bir devlet adamını değil, bir milletin ortak hafızasını görüyoruz.
Aradan geçen yıllar pek çok şeyi değiştirdi. İnsanlar değişti, şehirler büyüdü, zaman aktı… Ama bazı duygular yerinde kaldı. Atatürk’ün Pertek’te halkı selamladığı anlar, Elazığ’a duyduğu özel ilgi, “Doğunun Yalovası” sözleri ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kalkınma heyecanı hâlâ yüreğimizde aynı canlılıkla yaşamaya devam ediyor.
Belki de mensubiyet dediğimiz şey tam olarak budur…
Bir toprağa, bir şehre, bir tarihe, bir gazeteye, bir hatıraya ve en önemlisi ortak hafızamıza ait hissedebilmek…
Ve yıllar sonra bile, siyah beyaz bir görüntü karşısında aynı heyecanı, aynı minneti ve aynı özlemi duyabilmek…