Yer: Mersin. Sabahın körü. Kapı çalınıyor. Öyle normal bir kapı çalınması değil. Bir belediye başkanının eşi telaşla çalınan evinin kapısını açıyor. Üzerinde geceliği var. Karşısında erkek polisler… Birinin elinde kamera. Kadın şaşkın. “Ne var?” diye soruyor. Cevap: “Kocanızı almaya geldik!” Kadın, kameraya bakıyor: “Kapatır mısınız?” Cevap: “Endişe etmeyin, ondan bir şey olmaz.” Oluyor ama! Hem de iki saat sonra… O görüntüler basına servis ediliyor.
Mesele sadece bir görüntü meselesi değildir. Mesele mahremiyettir, insan onurudur. Anayasa'nın 20. maddesi açık: “Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” 21. Madde, konut dokunulmazlığını düzenliyor. Yani devletin görevli polisi istediğini yapamaz. Çektiği görüntüleri basına servis edemez. Üniforma hukukun üstünde değildir. Tersine üniforma hukuka bağlılığın sembolüdür. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu da polise görev verirken aslında çok önemli bir ilkeyi ortaya koyar: “Asayişi sağlayacaksın, canı, malı koruyacaksın, mesken dokunulmazlığına saygı göstereceksin.” Polis, vatandaşın korkusu değil; güvencesi olmalıdır.
Mersin'de yaşanan bu olayda ne görüyoruz? Vatandaşın mahremiyetini koruması gereken güvenlik görevlileri ellerinde kamera… Üzerinde gecelik bulunan bir kadının evinin içinde ve birkaç saat sonra o görüntüler kamuoyunun önünde! Şimdi soruyorum: Mahremiyet nerede? Hukuk nerede? İnsanlık nerede? Vicdan nerede? Devlet nerede? Türk’ün özünü oluşturan terbiye, nezaket, saygı, hürmet, rikkat gibi erdemler bir yana da bu sınır tanımazlığın altında nasıl bir ahlaki sükut yatıyor? Vaz geçin artık FETÖ’yü çağrıştıran bu pis huydan. Devlet hukuktur. Hukuk yoksa yetki, güce dönüşür. Güç denetimsiz kalırsa zulüm olur. Zulüm normalleşirse yarın kimin kapısının çalınacağını kimse bilemez. Bugün başkasının evi, yarın senin evin! Bugün başkasının mahremi, yarın senin mahremin! Şimdi bu görüntüleri servis edenlere sormak lazım: Sizin ananız, bacınız, kızınız, kız kardeşiniz yok mu? İşte bunun için hukuk herkese lazımdır. Hem de herkese! Siyasetçiye, gazeteciye, polise, savcıya, bakana, iktidara, muhalefete… Çünkü hukuk herkes için vardır. Bugün iktidarın yanında olanlar hukukun güvencesine ihtiyaç duymuyor olabilir; ama unutulmasın ki güç, makam, iktidar ebedi değildir. Yarın sizin kapınızı çalan başka biri olabilir. Bugün, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler, gün gelir o yılanın kendi kapısında dolaştığını görebilirler. O zaman “hukuk” diye bağırma hakları olmaz. O nedenle hukuk, ihtiyaç duyulduğu gün satın alınabilecek bir metaa değildir. Ya vardır ya da yoktur.
Unutulmasın ki bir ülkede hukuk varsa devlet güçlüdür. Hukuk yoksa devletin gücü değil, güçlünün devleti vardır. Görüntü, ahlak ve onur çizgisini aşmadan hâkim izni ile çekilebilir; ancak basına servis suçtur. Bu suçu işleyene kim izin verdiyse mutlaka araştırılmalı cezası en ağır biçimde verilmelidir. Eğer bu görüntülerin kamuoyuna servis edilmesi siyasi bir hesaplaşmanın parçasıysa çok daha vahimdir. Devletin polisi siyasi hesaplaşmanın aparatı haline getirilemez. Polis siyasetin değil, devletin dolayısı ile hukukun polisi olmak zorundadır. Yok, eğer kimse böyle bir talimat vermedi de birileri yönetime yaranmak için bu görüntüleri servis ettiyse o çok daha ayrı bir rezalettir. Çünkü yönetime yaranmak için hukuku çiğnemek, yönetime yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Şimdi soruyorum: Sizin evinizin kapısı sabahın köründe çalınsa… Eşiniz geceliğiyle kapıyı açmak zorunda kalsa gelen polis dahi olsa eşinizin o halini görüntülese çekilen o görüntüler birkaç saat sonra basına servis edilse ne hissedersiniz? Öfke mi? Utanç mı? İsyan mı? O halde başkasının başına geldiğinde neden susuyorsunuz? Başkasının hakkını kendi hakkınız kadar savunabildiğiniz yerde hukuk vardır. Başkasının mahremiyetini kendi mahremiyetiniz kadar koruyabildiğiniz yerde devlet vardır. Başkasının uğradığı haksızlığa karşı çıkılan yerde insanlık vardır. Gerisi laf-ı güzaftır.
Ülkeyi yöneteneler artık bu soruya cevap vermek zorundadır: Türkiye bir hukuk devleti mi, değil mi? Hukuk devleti ise hukuk, baş üstünde tutulacak ve herkese eşit uygulanacak, güçlülerin elinde de oyuncak olmayacak. Evet, soru açık, net, basit: Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devleti mi yoksa muz cumhuriyeti mi?
TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİ Mİ?
HADİ ÖNAL
Yorumlar