GARA ( KARA )

​Yok gardaş yok, ben şu “Bir Garip Bedo” mahlasımdan sıkıldım. Altı senedir kullandım ve bayatladı. Yeni bir mahlas buldum, “Gara Bedo” mahlasını kullanam diyim. Mizah yazarı olarak modayı takip etmem lazım, değil mi? Takipçilerim benden değişiklik, yenilik bekli. Ufaktan bi “gılip” de çekip paylaşam. O biçim havam olur valla. Yav beni gaza getirmeyin ha! Bu işler tehlikeli gardaş. Yok yok, gene ben eski mahlasımı, “Bir Garip Bedo”yu kullanmaya devam edem.
​Yeri gelmişken “gara” mevzusundan biraz daha bahsedem. Bilisiz işte, bizim bölgede, komşu illerde filan karaya “gara” derler. Mesela ben doğduğum zaman “gara, guru” bir çağa olarak doğduğum için “Bu çağa fazla yaşamaz.” demişler. Allah’ın takdiriyle bu yaşa kadar gelip iddiaları çürütmüşüm. Hadi bana bi afferin deyin! Doğduğum zaman ilk duyduğum kelimelerden biri de “gara” olmuş. Tabi benim o an okumam yazmam olmadığı için ne manaya geldiğini bilmidim. Büyüdükçe garanın manasını öğrenmeye başladım.
​Gara lakabı Elazığ’da da çok kullanılan bir lakaptır. Mesela bir arkadaşımın lakabı Gara İbo. Yalnız ona bu lakabı teninden dolayı takmışlar; gözü gara veya gaddar olduğu için filan değil. Bi tane de “gara” lakaplı arkadaşım var, ona da sadece “Gara” diyik. Garanın kullanım şekline göre de manaları var. Mesela gara koyun, gara kış gibi… İşte gara meselesi böyle bir mesele. Gündeme düşen bazı olaylardan dolayı gara (kara) mevzusu bugünlerde çok konuşulmaya başlandı. Kısaca bir değineyim dedim “gara gardaşlarım, gara bacılarım”.

*****

BEN ELAZIĞLI DEĞİLİM!

​Muhabir elinde mikrofon, Elazığ sokaklarında vatandaşla röportaj yapi ve bir genci çevirip aşağıdaki soruları sori:
​— Elazığ'ın kaç ilçesi var?
Cevap yanlış.
​— Vişne mermeriyle ünlü ilçemiz?
Cevap doğru.
​— Fırat Üniversitesi kaç yılında kurulmuş?
Cevap yanlış.
​— Elazığspor kaç yılında kurulmuş?
Cevap yanlış.
​— Coğrafi işaret almış meşhur tatlımızın adı?
Cevap yanlış.
​Yani 5 sorunun 1 tanesine doğru cevap veri.
​Durun durun, esas bombayı yazam! Sorulara cevap veren genç arkadaş, yanlış cevaplara ne bahane buli bilisiz. ? Diyi ki: "Ben Elazığlı değilim, Madenliyim." Hadi gel de buradan yak! Maden ilçemiz Elazığ'ın değil mi? Yoksa biz mi yıllardır yanlış bilik?
​Yakın bir tarihte yine böyle bir röportaj izlemiştim. Başka bir şehirde yapılan röportajda da "Harput nerededir?" diye vatandaşlara sorulmuştu ve çoğu kimse bilememişti. Suçlu olarak şehrimizi tanıtamayan ilgilileri, kurumları görmüştük.
​Şapkayı önümüze koyup düşünelim. Suç yetkililerde mi, bizde mi? Yahu Elazığ'ı, Harput'u geçelim; hangi şehrin hangi bölgede olduğunu bilmeyen insanlarla bile karşılaşik. Daha benim şehrimdeki bir insan "Kaç ilçemiz var?", "Elazığspor kaç yılında kurulmuş?" gibi soruları yanlış cevaplise ve sonunda da "Ben Elazığlı değilim, Madenliyim." diyise vay halimize!
​Röportajları yapan Hepsi Elazığ ekibini de kutlarım. Bu tür çekimlerle insanları bilgilendirmekte ve önemli konuları dile getirerek kültürümüze katkı sunmaktalar. Mesela geçenlerde yine İzzetpaşa Camisi'nin önünde yoldan geçen vatandaşlara "10 saniyede 5 köyümüzün adını sayabilir misiniz?" diye soru sordular. Ben de uzaktan onları izledim, bayağı bir keyif aldım. Teşekkürler Hepsi Elazığ ekibi!

*****

EYLÜL, KAVURMA, KAKIRDAK

Eylül dendi mi herkesin aklına hüzün, ayrılık, sararan yapraklar filan gelir. Benim aklıma da Eylül sonunda, sabahın köründe nenemin yaptığı kavurmanın kakırdağına yumurta kırıp yememiz ve ardından salkım salkım gara üzümleri götürmemiz gelir. Acaba bende mi bir cinslik var ve duygusal biri değilim, yoksa başka birileri de mi benim gibi yapiler. Yok yok. Tahminime göre artık kavurmasını kendi yapan hatta kakırdağı bile bilmeyen çoğalmış olabilir. Et fiyatları, şehir hayatı, köylerin boşalması, hatta ekmeğin bile köylere şehirden gitmesi etkili olabilir. Bazen bizden düğün işi altın almaya gelen aileler diyi ki: "Gardaş köyden bir kız istedik, kızın ve ailesinin ilk şartlarından biri, 'Gızımıza şeherden ev alacaksın veya ev tutacaksın'." Bu şartları görüp duydukça kavurma yapmanın neden tarih olduğu apaçık ortaya çıki değil mi. Anlamadığım bu şehir hayatını insanlara kimler dayati. Gerçi büyük depremlerden sonra ufak da olsa köylere bir dönüş oldu ama yeterli bir dönüş değil. Devletimizin uygulayacağı bazı politikalar dönüşü hızlandırabilir ve köy evlerinden kavurma kokusu yayılmaya başlayabilir ama zamana ihtiyaç var. Olay sadece kavurmayla bitmi. Salça, turşu, peynir... Köy hayatında insanların ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması için çok önemli olaylardı. Neyse fazla kurcalamayam. Konu çok uzar.