Bir kavram olarak vefa sözlüklerde; “Sevgide bağlılık, sözünde durma ve yapılan iyiliği unutmama”; terim olarak ise “Hukuk, ilahiyat ve tasavvufta uyulması gereken ilke”olarak ifade edilir. Hukukta taahhüdün yerine getirilmesi, ilahiyatta vefalı olma durumu, tasavvufta ise “Elest bezmi”nde ruhların Allah’a verdiği söze uyması anlamına gelmektedir.

Genel olarak toplum nezdinde konu “Ahde Vefa”tabiriyle anılır ki bu ifade ant’a, yemine ve verilen söze bağlılık demektir.

Vefa ve “Ahde Vefa” sıradan sözler ve sıradan bir davranış değildir. Bu değerler, Türk kültüründe, örf adı verilen ahlȃk ilkeleri başta olmak üzere; toplumu oluşturan insanlar arasındaki bağları sağlamlaştıran ve düzeni temin eden; insanların içine doğduğu kültürde yaşayarak öğrendiği, insan kalabalığını toplum haline getiren sosyal normların önemli unsurlarındandır. Toplumu meydana getiren fertler, bu sosyal ilkeleri; “Kültürleme” (Enculturation); yani bireyin doğumundan itibaren kendi kültürünün değerlerini, farkında olmadan (ailede, sokakta, okulda) benimseme yoluyla öğrenir ve buna uyarlar.

Türklerde vefa anlayışının kökleri “Ant” kavramına dayanır. Ant ifadesi yemin, söz, söz verme, sözleşme ve/veya kavilleşme anlamına gelir ki İslȃm öncesi dönemde “Töre”ye dayanır. Töre, yukarıda bahsettiğimiz sosyal normları ihtiva eden, Türk toplumunun aile ve akrabalık ilişkileri dahil, sosyal ilişkilerin bütününü düzenleyen yazısız ve informel kurallardır. Ant’a uyulması töre gereğidir. Yemine, söze sadık olmak gerekir. Bu sebeple sadakat ile doğrudan ilgisi vardır.

Nitekim “Dede Korkut Hikayeleri”nde sözünde durmak; korkaklığı, bencilliği ve ihaneti ortadan kaldıran önemli birerdem olarak görülür. Oğuz toplumunda, bireyin değeri, topluma ve sevdiklerine verdiği sözü tutup tutmamasıyla ölçülür. Aslında yiğitliğin, adamlığın, alpliğin ve alperenliğin temeli buna dayanır.

Vefa öyle bir kavramdır ki kut (ilahȋ-tanrısal güç) eman, selam, arkadaşlık, dostluk, komşuluk, akrabalık, kardeşlik ve daha birçok sosyal değerle doğrudan ilgilidir.

Mesela eski Türk devletlerinde Hakan kutludur, kut sahibidir. Hakanın Türk toplumuna, toplumun da Hakana karşı bağlılık göstermesi gerekir. Bu töreye dayalı bir anlayış olup, uyulmaması durumunda ciddȋ yaptırımlar uygulanır. Türklerde “Lidere İtaat” töre gereğidir. Lidere bağlılık vatana bağlılıktır. Ancak “Hakan” töreye uymadığında “Kut”unun Tanrı tarafından alındığına hükmedilir ve görevinden azledilir. Toplum fertlerinden birinin veya birkaçının töreye uymaması durumunda ise cezai müeyyideyi hem toplum, hem de “Devlet” uygular.

Türklerin İslamiyet’e girişi ile birlikte ant kavramı, Kur'an-ı Kerim'de yer alan vefa ve "ahde vefa" (sözleşmelere ve vaatlere bağlılık) ilkesiyle mevcut inanca dayalı olan ve tasavvufta da yer bulan önemli bir amil olarak öne çıkar. Türktasavvufuna göre Müslümanlar "Elest Bezmi"inde Allah’a verdiği söze bağlı kalmalıdır. Yani antlaşmaya, sözleşmeye, verilen söze bağlı kalınmalıdır. Bu anlamda aile, vatan ve insanlık için de aynı sadakati, yani ahde vefayı göstermek gerekir.

Konu vefa olunca akla vefalı dost, vefalı arkadaş, vefalı komşu, vefalı akraba ve hatta vefalı evlat veya bunların zıddı akla geliyor. Bu durumda çocukluğumuz ve gençliğimizdeki arkadaşlık, dostluk, komşuluk, akrabalık ve ebeveyn-evlat ilişkilerini düşünmeden edemiyoruz.

Mesela bizim babalarımızla, ağabeylerimiz vefa konusunda bizden çok daha iyiydiler. O günlerin haberleşme şartları göz önüne alındığında, birbirini arayıp sormanın zorluğu malûmdur. Mektup, telefon ve ani ev ziyaretleri o dönemde (1960-1975 arası) dostların birbiriyle haberleşme ve görüşme araçlarıydı. Buna rağmen birbiriyle irtibatı hiçbir zaman koparmaz, ufak tefek sürtüşmelere kulak asılmaz, kavga etseler dahi ahde vefa gösterirlerdi.

Bu nesiller sonrasında durum biraz daha değişti ama bizim akranlarımızın (1958-1965 doğumlular), bizden öncekiler kadar olmasa da ahde vefa konusunda günümüz gençlerine kıyasla daha iyi durumda oldukları söylenebilir.

Konuya devam edeceğiz, inşallah.

Esen kalınız…