Anıt eser denildiğinde geçmişle ilgili eserler akla gelir. Oysa bir eserin “Anıt Eser” olması için eserin yapısı, karakteristik özellikleri, görünürlüğü ve toplum tarafından benimsenmesi yanında, kültürüde yer etmiş olması ön plandadır. Ayrıca, her tarihî eserin bir “Anıt Eser” olması söz konusu olamayacağı gibi; yeni bir eserin “Anıt Eser” olması mümkün olabilmektedir.

Mesela, Türk tarihinde yeni sayılabilecek “Anıtkabir”, Atatürk gibi bir büyük Türk’ün istirahatgâhı olması; bütünüyle planlı, plana dayalı olarak inşa edilen bölümlerinin-organlarının anlam ihtiva etmesi ve tabii ki Türk milletinin gönlünde yer etmiş olması hasebiyle adında “Anıt” ifadesi olsun olmasın, bir “Anıt Eser” kimliğindedir.

Bunun yanında, Ankara’daki “Ata Kule” ile Ankara Keçiören’deki “Cumhuriyet Kulesi” Anıtkabir’e göre çok yeni olmalarına rağmen anıt eserlerdir.

Elbette “Anıt Eser” denildiğinde tarihî olması, bir sanat eseri olması, mimarî açıdan bir veya birkaç yönüyle alışılmışın dışında olması gibi özelliklerinin de bulunması gerekir.

Görünür Olmak ve Geçmişi Görünür Kılmak

Anıt eserler, bir toplumun tarihini, tarihî geçmişini ve kültürünü görünür kılan ve geleceğe aktaran önemli yapılardır. Elbette heykeller, camiler, meydanlar, caddeler, kiliseler, kaleler, surlar, saraylar, türbeler, kümbetler ve karakteristiği yukarıda saydığımız nitelikleri taşıyan yapı ve anıtlar “Anıt Eser” olabilir. Bu cümleden olarak her anıtın bir anıt eser olamayacağını da belirtmiş olmaktayız.

Anıt eserler yalnızca yapı tekniği, malzemesi ve sanatsal-estetik özellikleri açısından incelenmez. Bir toplumun neleri önemsediğini; hangi kişilere, inançlara, olaylara itibar ettiğini ve bunları kalıcı hale getirmek isteğini gösterir. Bu anlamda anıt eserler kültürel kimlik ve buna bağlı olarak sosyal hafıza bağlamında düşünülmelidir.

Antropolojik açıdan bakıldığında; “Bu yapı ne zaman yapıldı?” sorusunun yanında, “Kim yaptırdı, hangi inancı veya otoriteyi temsil etti, insanlar onunla nasıl ilişki kurdu?” soruları da önem kazanır. Anıt kavramını sosyoloji ve arkeoloji kuramlarıyla birlikte değerlendiren çalışmalar, yapının maddi özellikleri ile toplumsal anlamı arasındaki bu ilişkiye odaklanır. Dolayısıyla bir anıt eseri anlamak, yalnızca taşını, planını ve süslemesini tanımak değil; onu ortaya çıkaran toplumun değerlerini ve hatırlama biçimlerini de araştırmaktır.

Netice itibarıyla anıt eserler birer kültürel mirastır.

ELÂZIĞ PTT BİNASI

Bir yerleşim yeri meydanlarıyla, caddeleriyle, “Anıt Eserleri”yle bilinir, görünür ve anılır.

Mesela Macaristın’ın Başkenti Budapeşte geniş meydanları, caddesi, kalesi ve “Anıt Eserleri”yle anılan önemli bir şehirdir.

Tuna Nehri Kıyısındaki Ayakkabılar (Shoes on the Danube Promenade); Kahramanlar Meydanı ve Milenyum Anıtı; Özgürlük Heykeli (Gellért Tepesi); Anonymus Heykeli; Gül Baba Türbesi (Kanuni Sultan Süleyman döneminde Budin'de yaşamış olan Türk bektaşi dervişi Gül Baba'nın türbesidir.)

Memleketimiz olan Elazığ Harput’taki “Süt Kalesi” her yönüyle bir “Anıt Eser”dir. Keza Harput’taki camiler, evler ve hamamlar da birer anıt eserdir.

Elazığ Elazığ Merkez Nailbey Mahallesi Kazım Efendi Sokak'taki Geleneksel Harput-Elazığ Evleri ve sokağın kendisi de (Tescilli) “Anıt Eserler”dir.

İzzet Paşa Camiî, Eski Vilayet Binası ve Kapalı Çarşı da birer anıt eserdir. Ama bir tanesi var ki, mimarî bir şaheser olmasa da Elazığlı açısından önem arz eden, hafızalara kazınmış ve kültürde yer etmiş olan “Elazığ Merkez PTT Binası”dır.

Bu bina şehrin karakteristiğini, kişiliğini oluşturduğu gibi, Elâzığ insanının sosyal yapısında, kültürel hayatında yer etmiş önemli ve tescilli bir “Anıt Eser”dir.

Asırlık gazetemiz TURAN, Elazığ PTT binasını gündeme taşıyarak kültürel mirasımıza sahip çıkmaktadır.

Turan haberlerinden ve yazılarından anlıyoruz ki “Elazığ Depremi” sonrasında bina güçlendirilmek ve restore edilmek üzere, tedbir olarak, kapatılıyor.

2011 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Korunması gerekli kültür varlığı” olarak tescil edilmiş olması da son derece önemlidir.

“Elazığ PTT Binası” yukarıda ifade ettiğimiz gibi “Mimarî bir şaheser” olmayabilir.

Ancak Elâzığ ve Elâzığlıların nezdinde bir “Anıt Eser”dir. Geçmişiyle, hatıralarıyla ve geleceğiyle.

Gurbetteki yakınından, akrabasından, oğlundan-kızından, yavuklusundan haber alabilmek için kabin telefonlarına çağrılmayı bekleyen insanları; soğuk kış günlerinde oraya sığınan garipleri; delileri, velileri; yaşlı-genç muhterem Elazığlıları; bacıları-gardaşları görür gibiyim. Öyle ki kabinlerdeki telefonlarda sevdiği kişiyle görüşmeyi bekleyen biri olarak,yani o heyecanı yaşamış biri olarak, o ortam, bir akar filim şeridi gibi gözümün önünden arz-ı endam ediyor.

-Dayı şuraya bir imza at! Diyerek “Banko”nun önündeki “Gakko”ya seslenen Hanım görevlinin uzattığı evraka;

-Bacı, ahaaaan, ahan! Diyerek çızıhtıran Gakkomun sesi kulaklarımda.

Bu eşsiz sosyal ortamı sağlayan eşsiz “Resmî” binada; ben yaşlarda ve benden yaşça büyüklerle, bizden daha küçük yaşlardaki gençlerin hatıraları çoktur,

Çünkü Elazığ PTT Binası bir buluşma, bir hasret giderme yeridir. Çünkü bu bina; Elâzığ’ın kalbinde bulunan ve adres tarifinde esas alınan bir binadır. Çünkü bu bina sivillerle askerlerin, polislerin buluştuğu önemli bir sosyal mekândır. Çünkü bu bina koyu sohpetlerin yapıldığı bir “Kültür Mahfili”dir. Çünkü bu bina Elazığ’ı Elazığ yapan bir anıt eserdir.

Bu bina, bir an önce güçlendirmesi ve restorasyonu yapılarak hizmete açılmalıdır. Çünkü “Anıt Eserler” yaşayarak varlıklarını sürdürürler.

Elâzığ’ın anıt eseri “Elazığ PTT Binası”na sahip çıkalım.

Esen kalınız…