ZALİM BİZDENSE, BEN BİZDEN DEĞİLİM   /   İRFAN SÖNMEZ

Çok ciddi sorunlarımız var.

En kötüsü, ortada bu sorunları çözecek bir siyasi iradenin olmaması.

AKP,  2010 yılına kadar önemli hizmetler yaptı. Ama 2010 referandumundan sonra giderek proje üretme, hizmet yapma kapasitesini kaybetti. Artık topluma yeni bir heyecan, yeni bir ütopya sunamıyor. Anketlerde, halkın yüzde 70’i gelecekle ilgili ciddi kaygılar taşıyor. Türkiye iyiye gitmiyor diyenlerin oranı iyiye gidiyor diyenlerin kat kat üstünde.

Partiler de insanlar gibidir, doğarlar, büyürler, ölürler. Toplumsal ihtiyaçlar onları doğurur, doğru politikalar büyütür, mental yorgunluk, güç sarhoşluğu ve ahlaki çürüme onları bitirir.

İktidarları çalışmaya, yorulmaya, hizmete teşvik eden vatandaşın tavrıdır. Bilinçli seçmen oy verdiği parti ve lider de olsa eleştirmekten sakınmaz. Oyunu kimseye tapu etmediğini, her an değiştirebileceğini hissettirir. Yanlışa destek olmaz. Böyle bir seçmenin partisi kaybetme korkusu ile her gün kendini yeniler. Proje üretir, hizmetini yaygınlaştırır, odunda koysak, oy verirler rahatlığı içinde olmaz.

Yani çalışan siyasetçiyi çalıştıran, çalışmayan siyasetçiyi çalıştırmayan aslında seçmendir. Tembelliği, yalanı, rüşveti, hırsızlığı onaylamak yahut görmezden gelmek iktidarları, partileri buna teşvik eder. Seçmenim hırsızlığımı bile onaylıyorsa niye dürüst olayım?

İktidarları ahlaksızlığa seçmenlerinin nemelazımcılığı teşvik eder.

Hırsız bizdense bırakalım çalsın.

Rüşvet alan partilimizse görmezden gelelim.

Zalim bizdense istediğini yapsın.

Kul hakkı yiyen yandaşsa üç maymunu oynayalım.

Bizi bitiren de bu değil mi?

Bizden olan için hakkı, adaleti, ahlakı, dini askıya almak.

İslam bize ahlaklı olmayı emreder. Çalmamayı, kul hakkı yememeyi, kamu malına tecavüz etmemeyi öğütler. Bir hadiste kamu malı Allah’ın malı olarak mütalaa edilir. Beş liralık işi yandaşa on beş liraya yaptırmak kul hakkı yemek, dolayısıyla Allah’ın malına tecavüzdür.

Daha kötüsü, hakkı, adaleti, iyiyi, güzeli söyleyenleri susturmaya çalışmaktır. Konuşmanın sorumluluğu kadar konuşmamanın, susmanın da sorumluluğu vardır. Konuşulacak yerde susanı İslam dilsiz şeytan olarak ilan eder. Milletin, devletin hukukunun çiğnendiği yerde susmak bu tecavüzlerin vebaline ortak olmaktır.

Onun için susmamalıyız.

Susarak, korkarak, hiçbir yanlışı düzeltemezsiniz.

Bekliyorlar ki yazmayalım, konuşmayalım, ne yaparlarsa yapsınlar sesimizi çıkarmayıp sineye çekelim.

Oysa, herhangi bir siyasetçiyi kastetmeden genel bir prensip olarak,

Milletin parası yandaşa gitsin diye 200 defa Kamu İhale kanununun değiştirilmesine itiraz ediyorum,

Beş liralık işin on beş liraya yapılmasını istemiyorum,

Yargının garibana başka, iktidara başka işlemesini onaylamıyorum,

Apo başkan PKK şampiyon” diyen bir kadının TRT yönetim kuruluna atanmasını reddediyorum,

Bakara makara diyerek Kuran’la dalga geçen bir kişinin büyükelçi yapılmasını hazmedemiyorum,

Milletin parasının ölü yatırımlara gitmesine karşıyım,

Bu ülkenin her ferdini kucaklamak yerine, kutuplaştırıcı bir siyaset güdülmesini doğru bulmuyorum,

Sınır namustur, bu kadar sığınmacının elini kolunu sallayarak sınırlarımızdan geçmesini kabullenemiyorum,

Kısacası, zalim bizdense ben bizden değilim diyebilmeliyiz.

Bunu diyemediğimiz için hep beraber kaybediyoruz.

Kendini düzeltmeyen bir halk kendini yönetenleri düzeltemez!

Siyasetçiyi bozan da, düzeltecek olan da biziz.