Elazığ’ın Kültürel İradesi ve Siyasi Sessizliğe Karşı Bir Çığlık
Elazığ’ın turizm temsil yetkisinin Diyarbakır’a bağlanması sadece bürokratik bir karar değildir. Bu karar, yıllardır kendi kültürel kimliğiyle, tarihiyle, medeniyet birikimiyle ayakta duran bir şehrin iradesinin ve hafızasının yok sayılmasıdır. Kamuoyuna yansıyan haberlerde ve ortaya çıkan belgelerde açıkça belirtildiği üzere, Harput Bölgesel Temsil Kurulu’nun faaliyetlerine son verilerek kentteki acentaların işlemlerinin başka bir merkeze devredilmesi, bu kentin kendi potansiyelini yönetme hakkına vurulmuş ağır bir darbedir.
Ancak bu darbe indirilirken, asıl can acıtan ve şehri derinden yaralayan durum Ankara koridorlarında Elazığ’ı temsil etmesi için seçtiğimiz milletvekillerinin içine düştüğü derin, sessiz ve utanç verici vurdumduymazlıktır! Elazığ halkından oy isterken mangalda kül bırakmayan, her fırsatta Harput sevdalısı kesilen milletvekilleri, şehrin en köklü kurumsal yapılarından biri lağvedilirken nerededir? Bu karar masada alınırken, Elazığ’ın siyasi aktörleri hangi masalarda, neyin pazarlığını yapmaktaydı ya da hangi gaflet uykusundaydı?
Soruyoruz:
Harput gibi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan, binlerce yıllık tarihi mirasa sahip bir bölgenin turizm faaliyetlerini yönetemeyecek durumda olduğunu kim iddia edebilir? Harput Kalesi’nin gölgesinde yükselen medeniyet, Ulu Camii’nin taşlarına işlenmiş tarih, kürsübaşı geleneği, hoyratları, musikisi ve eşsiz kültürü bugün kendi temsil kurulunu hak etmeyecek kadar değersiz midir? Elazığ’ın siyasetçileri, bu kentin değerleri birer birer elinden alınırken koltuklarını koruma kaygısından başka ne taşımaktadır?
Mesele Diyarbakır değildir. Diyarbakır da bu coğrafyanın kadim şehirlerinden biridir ve elbette saygıyı hak eder. Ancak mesele, Elazığ’ın kendi adına konuşma hakkının elinden alınması ve ilimiz milletvekillerinin bu gasba adeta göz yumması, sessiz ortaklık etmesidir. Türkiye’nin birçok ilinde temsil kurulları korunurken, Elazığ’ın temsil kurulunun kapatılması hangi objektif gerekçeyle açıklanabilir?

Tasarruf mu? Verimlilik mi? Kurumsal düzenleme mi?

Bu gerekçelerin hiçbiri, bir şehrin kendi turizm kimliğini temsil etme hakkını ortadan kaldırmaya yetmez. Çünkü turizm yalnızca otel rezervasyonu değildir. Turizm; hafızadır, kimliktir, aidiyettir. Harput’u en iyi Harput’u yaşayanlar anlatır. Elazığ’ı en iyi Elazığlılar temsil eder; ancak ne yazık ki Elazığ’ı Ankara’da temsil edenler, bu şehrin sesine ses olmak yerine kafalarını kuma gömmeyi seçmişlerdir.

“Bu şehir kendi kendini temsil edemeyecekse, onu Ankara’da temsil ettiğini iddia eden vekiller ne işe yaramaktadır?”

Alınan kararın teknik değil, aynı zamanda derin bir psikolojik sonucu vardır. Yıllardır hak ettiği yatırımları alamayan, ulaşım sorunlarıyla boğuşan, göç veren ve birçok kamu yatırımında üvey evlat muamelesi gören Elazığ kamuoyu, bu kararı doğal olarak yeni bir değersizleştirme ve sahipsizlik halkası olarak görmektedir. Şehir halkı haklı olarak sormaktadır: Milletvekillerimizin bu memlekete, bu memleketin kurumlarına sahip çıkacak iradesi, cesareti ve ağırlığı yok mudur? Seçim dönemlerinde vizyon projelerinden bahsedenlerin, bugün var olan kurumların kapatılmasına tek kelime dahi edememesi tam bir siyasi basiretsizlik örneğidir.
Bu Yanlıştan Derhal Dönülmelidir!
Harput sadece taş duvarlardan ibaret değildir. Harput bir ruhtur. O ruh; Balakgazi’den Sarahatun’a, Feti Ahmet Baba’dan Hacı Hayri Bey’e, kürsübaşından hoyratlara kadar uzanan büyük bir medeniyet zinciridir. Bugün mesele basit bir kurulun kapanması gibi görülebilir. Ama aslında mesele, Elazığ’ın kendi sesiyle konuşup konuşamayacağı, masada tasfiye edilip edilmeyeceğidir.

Şehirler yalnızca nüfuslarıyla büyümez. Kendilerine duyulan saygıyla ve çıkarlarını her platformda aslanlar gibi savunan liderleriyle büyür. Ve hiçbir şehir, kendi kültürünü anlatmak için başka bir şehrin gölgesine mahkûm edilmemelidir. Bu silik ve pısırık siyaset anlayışı Elazığ'ın kaderi olamaz.
Net Bir İtiraz: Bu yanlıştan derhal dönülmelidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu hatayı düzeltmeli, ancak ondan önce Elazığ milletvekilleri o konforlu alanlarından çıkıp bu haksızlığa karşı seslerini yükseltmelidir. Elazığlılar, kendi şehirlerinin iradesinin masalarda sessizce küçültülmesine ve vekillerinin bu aciz sessizliğine artık güçlü bir sesle itiraz etmelidir.
En Büyük Tehlike: Çünkü şehirler bazen yollarını, bazen kurumlarını kaybeder; ama en tehlikelisi, kendi siyasetçilerinin basiretsizliği yüzünden öz güvenlerini kaybetmeleridir.
Elazığ bunu hak etmiyor. Harput bunu hak etmiyor. Siyasilerin sessizliğine ve pasifliğine rağmen, Harput’un tarihi binlerce yıl ayakta kaldı. Temennimiz ve mücadelemiz odur ki; Harput’un temsil hakkı da milletvekillerinin gösteremediği o kararlılıkla, o öz güvenle ve halkın dik duruşuyla ayakta kalsın.