İnsanım ben, insan… Bir karış topraktan, bir nefes ilahî sırdan yaratılmışım. Umutlarım var güne, umutlarım; yarına, geleceğe... “Nedir umutların?”, diye sorarsanız, dua için göğe açılan ellerde saklı özgürlük derim ki-nefes gibidir- özgürlük. Bir çocuğun kahkahasında barışı, bir annenin gözyaşında adaleti, bir dost selamında kardeşliği ararım. Adaletin terazisi bozulduğunda toplumun vicdanının yaralandığını bilirim. Bilirim ki adalete olan güven yıkıldığında sadece kurumlar değil, insanlar da devletlerine olduğu kadar birbirlerine de yabancılaşırlar. Ve yine bilirim ki kavganın yorduğu insanların gönülleri çoraklaşır. Çoraklaşan gönüllerde yürekten yüreğe köprü kurmak imkânsızdır. Çünkü gönülden gönle kurulacak köprünün harcı sevgidir; hoşgörüdür; saygıdır, anlayıştır.

İnsanı insan yapan, sadece aklı değildir. Sevgisidir, merhametidir, hoşgörüsüdür, vicdanıdır; eğilmeden, bükülmeden duruşudur. Rütbesi kalbinde, niyeti gözlerinde saklıdır insanın. Bir insanın gerçek makamı oturduğu koltuk değil, yerleştiği gönüllerdir. İnsan; yetime uzanan eli kadar, mazlumun yanında durduğu kadar, haksızlığa karşı sesini yükseltebildiği kadar; gücün, güçlünün değil, haklının yanında durduğu kadar insandır.

Zarafettir insanı yücelten; bir cümlede saklı tebessümdür, incelik… Saygıdır, söze başlamadan önceki duam. İnceliğin kaybolduğu yerde kabalık hüküm sürdüğünü tecrübelerimle bilirim. Bir teşekkürün, bir özrün, bir tebessümün dünyayı değiştirebileceğine inanırım. Saygı, bana göre insanlığın ilk şartıdır. Çünkü saygının olmadığı yerde sevgi uzun süre yaşayamaz.

Liyakat, baş tacımdır. Liyakati, hak değil; hakkın ta kendisi görürüm. Taç, akılda değilse neye yarar başta duranı? O nedenledir ki sevgiyi de saygıyı da kıymet bilmekle taçlandırırım. Kadirbilirlik, geçmişin elinin bugüne uzamasıdır. Ahde vefa ve saygı, yüreğimin mihenk taşlarıdır. İnsanı anlamak, sadece gözle değil, yürekle mümkündür. Kendime her döndüğümde, kalbimin aynasına bakarım. Olayları, olanları, durumları vicdanımla ölçer, değerlendirir; aklımı vicdanımla eşitlerim. Samimiyet ararım dudakların gülüşünde… Samimiyeti ve netliği her şeyin üstünde tutarım. İçten gelen tebessüme bel bağlayışım ondandır.

“Nedir dayanağın?”, diye sorarsanız bana: Bilgidir güven dağım, inançtır ilk ve son durağım, dürüstlüktür sarsılmaz temelim, derim. Dürüstlüğü yüzünü saklamayan bir ayna gibi görürüm. Doğruluk benim için eğilmeden yürüyebilmektir. Sabır ise suskunluğun asil adıdır.

Dostlarımı sayarken hiç düşünmeden baş tacı olarak kitabı görürüm. Çünkü o, suskun zamanların sesi, yolumun ışığı, yalnızlığımın arkadaşı, düşüncelerimin kanatlarıdır. Bir kitabın sayfaları arasında bazen bir ömür, bazen bir medeniyet, bazen de bir insanın yeniden doğuşu saklıdır.

Tiksinti duyduklarım da var elbette: Kötülük etmekten korkar, çekememezlikten, kıskançlıktan, küfürden, dedikodudan uzak dururum. Çünkü bu saydıklarım insan ruhunu içten içe kemiren görünmez parazitlerdir.

Küfür: Kalbi uyuşturup körelttiği gibi dili de kirletir. Dedikoduyu, başkasının yokluğunda yapılan karakter suikastı olarak görürüm.

Sevmem tembelliği; çünkü tembellik, bana göre hayallerin sessiz cenazesidir. İnsanı içten içe çürüten, hayatı erteleyen her düşünceye olduğu kadar tembelliğe de karşıyım.

İtirazım, kibre, burnu yukarı bakanlara… Meyve veren ağacın dalı nasıl eğiliyorsa, olgun insan da mütevazı olduğu kadar kıymetli olduğuna inananır, insanı kibrin değil tevazuun yücelttiğini bilirim.

Nefret ederim kin tutandan, düşmanlıktan, düşmanca bakışlardan. İsyanım, cehalete; çünkü cehalet, karanlıktır. Karanlıklar, aslında hiçbir şey bilmeyen; ancak çok şey bildiğini zannedenlerle büyür. Gerçeği bilmeden hüküm vermenin karanlığa gözlerini kapatıp ışığı suçlamak olduğunu bilirim.

Rehberim sevgidir. "Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü.", diyen Yunus’tur rehberim. Yolumu Ahmet Yesevi’nin irfanı aydınlatır. Hacı Bektaş-ı Veli gibi "İncinsen de incitme.", deme yüceliğine ulaşmak için kanat çırparım. Yönüm, insana; istikametim, insanlığadır. Mevlâna gibi kalbimin dergâhını insana açar ve dönmek isterim insanın etrafında. Yüreğim; kalp kırmanın vebalini taşıyamaz. Kalbim, yaradılıştan getirdiğim acıma ile şefkatle, merhametle çarpar. Bir kul hakkından korkarım bir de nefsimin tuzaklarından.

Çekinmem zulmeden makamdan, korkmam, gücünü kendi çıkarı için kullanan koltuk sevdalılarından. Doğru olanı her durumda, her yerde, her şartta söylerim. Çekinirim ahtan; bilirim ki kırılan her gönlün feryadı, beddua olur, kul hakkı olur yükselir arşa.

İcazeti, biati, kula kulluğa bağdaştıramam eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insana… Dava deyip de davasını satanları, çıkarı uğruna ilkesizliği ilke edinen riyakârları, hırsı uğruna güzelliklere kıyanları düşman bilirim. İnancım Allah’a! İnsana yaratılmışları en şereflisi olma özelliği kazandıran akladır güvenim. Akıl varken başkasının zihninde kiracı olmayı doğru bulmam. Bilirim ki insan; düşündükçe yücelir, sorguladıkça gelişir, sevdikçe güzelleşir, anladık ve anlamlaştırdıkça derinleşir ve inanırım ki bir insan neyi özlerse, neyi isterse yürekten; onunla tamamlanır. Neyi ararsa, orada saklıdır kimliği. Şüphesiz, “insan, değerleri kadar insandır.”

Gelin, doğuştan getirdiğimiz anamızın sütü gibi ak olan o en temiz sese kulak verelim: Sevgiyi çoğaltalım, merhameti büyütelim, adaleti ayakta tutup insanı merkeze alalım. Gelin,

Nisa Suresi 58. Ayette buyrulduğu üzere: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”, sözü rehberimiz olsun. Yine Nahl Suresi, 90 Ayete: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder...”, ayetini de insanın ve insanlığın kurtuluş reçetesi olarak görelim. Birbirimizi kırmadan, ötekileştirmeden, hor görmeden yaşayalım. Yol kısa, ömür sınırlı, yük ağır… Kalbiyle yürüyenlere, vicdanını pusula yapanlara, insan kalmayı başarabilenlere, yolun sonunda dönüp baktıklarında "Keşke..." değil, "İyi ki..." diyenlere ne mutlu!

Hadi Önal/ 3 Haziran 2026/ Elazığ