Yıl 1937, aylardan Kasım. Atatürk, beraberinde Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen, Celal Bayar, Kılıç Ali, Fazıl Ahmet Aytaç olmak üzere trenle Diyarbakır’a gitmektedir. Atatürk ve beraberindekileri taşıyan beyaz tren, Kürk istasyonunda durur. Atatürk ve beraberindekiler geceyi bu istasyonda geçirirler. Sabah, gün ağarması ile birlikte tren hareket eder. Tam karşıda heybetli bir dağ ve dağın eteklerinde güzelliği ile göz kamaştıran bir göl. Atatürk ve beraberindeki heyet şaşkındır. Atatürk, yurdun bu güzelliğini yudumlamak için bugünkü Gölcük istasyonunda treni durdurur. Trenden iner, gördüğü bu muazzam güzellik karşısında duygularını: “Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir”, diye ifade eder. O sırada kendisini görmek üzere koşup gelen köylülere döner: “Söz,”, der; burada Yalova gibi Modern bir şehir kuracağım.”


Ülkesine, ülkesinin güzelliklerine hayran bu ince ruhlu, sorumlu devlet adamı, Ankara’ya döner dönmez. O zamanın parası ile 500 lira ayrılmasını bu para ile Doğu Anadolu’nun nazar boncuklu Hazar Gölü’nün imar edilmesini ister. Onunla da yetinmez. TBMM’si bakanlarını toplar. Onlarla birlikte 14.07.1938 tarih ve 9241 sayılı kararnameye imza atar. Kararnamede; Hazar Gölü ve çevresinin ağaçlandırılması yazılıdır. 
Ancak kalbi ülkesi, ülkesinin insanı ve ülkesinin imarı için atan yürek durur, onun bu vakitsiz ölümü; Hazar Gölü’nün yanı başında hayal ettiği şehrin kurulmasını engeller.
***
Yıl 1968, Hazar Gölü, eşsiz güzelliği ile göz kamaştırmaktadır. Hazar dağının gölgesinde bir tepecikten gölün bu eşsiz güzelliğini seyreden Elazığ Lisesi ikinci sınıfında okuyan bir öğrenci eline kalemi alır, damarlarında hissettiği duygu ile bu muhteşem güzelliği şiirle resmetmeye çalışır.
“Bir ucu uzuyor Hazar Dağı’na
Yayılmış gitmiş ta Gezin bağına
Bindin mi şöyle küçük bir kayığına
Seyrine doyulmaz Hazar Gölü’nün
Bazen yaslı gibi sessizce durur
Bazen hiddetlenir kıyıya vurur
Yazın her yanına çadır kurulur
Süslenir etrafı Hazar Gölü’nün
Kıyısında yaslandın mı ağaca
Baktın mı bir uçtan diğer bir uca
Bütün derdin uçar bir yıkanınca
Şifa veriri suyu Hazar Gölü’nün
Doyum olmaz sabah esen yeline
Lezzetli balığına hem ördeğine
Çıkıp baksan bir tepeden seyrine
Martıları uçar Hazar Gölü’nün
Bir küçük adası mavi sularda
İki sevgilisi erememiş murada
Bunun üzerine göl olmuş peyda
Hazindir öyküsü Hazar Gölü’nün
Hemen kıyısında şirin Sivrice
Dolar sokakları bir yaz gelince
Huzur verir ihtiyara hem gence
Hayranları çoktur Hazar Gölü’nün
İnmiştir içine göklerin rengi
Cenneti andırır bulunmaz dengi
Bitmez güzelliği her insan gibi
Hadi’nin kalbinde Hazar Gölü’nün” 
***
Yıl, 1972 “Ramsar Sözleşmesi” 2 Şubat 1971 tarihinde İran'ın Ramsar şehrinde imzalandığı için adı da “Ramsar Sözleşmesi” olarak tarihe geçer. Ramsar Sözleşmesi: 170'den fazla ülkenin taraf olduğu uluslararası bir çevre taahhüdüdür. Türkiye, 30 Aralık 1993 tarihinde Ramsar Sözleşmesi’ne taraf olur. Sözleşme, 17.05.1994 tarihinde yürürlüğe girer. Sözleşme, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. Sözleşmenin 2. Maddesinin 6. Şıkkı bu taahhüdü imzalayan ülkelere uluslararası sorumluluk yükler. Türkiye'de Ramsar Sözleşmesi doğrultusunda 14 adet önemli alan, 59 adet Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan, 13 adet Mahalli Öneme Haiz Sulak Alan tespit edilir. Ramsar Sözleşmesinin, sulak alanların korunmasına birincil öncelik sağlanması, sulak alan ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi yönünde gerekli önlemlerin alınması gibi hedefler bulunmaktadır. Kısacası sözleşme, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacını taşımaktadır.
***
Yıl, 2015 aylardan Nisan, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı “Ramsar Sözleşmesi” çerçevesinde 9 Nisan 2015 tarih ve 4078 sayılı karar ile Hazar Gölü ve Çevresini Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan olarak tesciller. Alan 288.460 dekardır. Bunun 78.8 kilometresi Hazar Gölü’nün su yüzeyi, 274. 9 kilometre karesi Hazar Gölü’nün göl havzasıdır.

Bu tescille birlikte, Hazar Gölü Sulak alanı içerisinde gölde yaşayan endemik balık türleri ve su ve göçmen kuşlar koruma altına alınır. Hazar Gölü aynı zamanda göçmen kuşların konaklama ve göç yolu üzerindedir.

***
Yıl, 2024 Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 29 Ocak 2024 tarih ve 8629602 sayılı olurları ile Hazar Gölü ve çevresi “Doğal sit ve nitelikli koruma alanı olarak ilan edilir.

***
Yıl, 2026 Aylardan Mayıs. Ramsar Sözleşmesi kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan olarak koruma altına aldığı ve “Sit Alanı”, olarak ilan ettiği Hazar Gölüne 500 metre yakınlıktaki Gezin Tren istasyonunda Cengiz Holding bünyesindeki Port Madencilik Firması tarafından bir büyük faaliyet başlatılır. Ramsar Planı çerçevesinde koruma altına alınan TC Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından “Sulak Alan ve Sit Alanı” ilan edilen ve bu bölgede sözleşme yok hükmünde sayılır. Ağaçlar kesilir, toprak kazınır, çıkan toprak aynı alanda bir başka yere nakledilir ve bu istasyonda bir büyük alan betonla kaplanır.




Bu alanda kimyasallarla ayrıştırılan bakır madeni, bileşenlerinin depolanması ve sevkiyatı yapılacak. Kimyasallarla ayrıştırılmış bakır madeninin bu sit alanı içerisinde bulunan bu istasyona taşınması depolanması ve sevkiyatı hem bölgenin doğal dokusunu bozacak hem de çevre sağlığı açısından ciddi riskleri beraberinde getirecektir. Kimyasallarla ayrıştırılmış bakır ve bileşenleri istasyona taşınırken, depolanırken, yüklenirken meydana gelecek sızıntılar, yağmur sularına karışacak yer altı suları ile de doğrudan veya dolaylı Hazar gölüne ulaşacaktır.
Bu karışım, suda çözünerek besin zincirine dâhil olacak sonuçta ve zaman içerisinde Hazar Gölü'nde endemik (dünyada sadece burada yaşayan) Hazar Siraz Balığı olmak üzere sazan diğer balık türlerini yok edecektir. Taşıma, depolama ve sevkiyat esnasında savrulan maden tozları, havaya karışan uçucu zehirli gazlar ve sızıntılar, Hazar Gölünü yok ettiği gibi Hazar Gölü çevresindeki toprağın pH dengesini bozacak ve toprağı verimsizleştirecektir.
Kimyasallarla ayrıştırılmış maden atıklarının ve ağır metallerin su kaynaklarına karışması, ekosistemde geri dönüşü çok zor olan bir zincirleme reaksiyon başlatacaktır. Bakır ayrıştırmada kullanılan asidik çözeltiler ve açığa çıkan serbest bakır iyonları suda çok hızlı çözülebilecek özelliktedir.
Bu durum, solungaçlı canlılar için doğrudan öldürücü bir ortam yaratacaktır. Süreç şu şekilde ilerleyecek, zamanla sudaki mikroskobik bitkiler ve algler ağır metalleri bünyelerine alacak. Hazar Siraz Balığı gibi daha büyük avcı balıklar bu küçük canlıları yedikçe, bünyelerindeki ağır metal konsantrasyonu en yüksek seviyeye ulaşacaktır.
Sonuçta balıkların üreme sistemlerini felç olacaktır.
İstasyonun hemen ilerisinde küçük ama verimli Bermaz ovası vardır. Çilek ve fasulyesi ile çevrede tanınan bu ovayı kuşatan dağlarda keven ve kekik yanı sıra çok çeşitli endemik bitki yetişmektedir. Maden ve bileşenlerinin taşınmasının yaratacağı yoğun kimyasal uçucular ve istasyondaki yükleme-boşaltma faaliyetleri esnasında havaya karışan zehir, Hazar Dağı'nın eteklerindeki endemik bitkileri de etkileyecektir.
Arı ölümlerine sebep olacağı için arıcılık da tarihe karışacak, dolayısı ile bu bölgede arıcılık yaparak geçimlerini sağlayan vatandaşların da ekmek kapıları kapanacaktır. Bu bölgede yaşayan ve bu bölgede üretilen ürünleri tüketen insanlarda da akut ve kronik zehirlenme çoğalacaktır.
Maden taşıma, depolama ve sevkiyat faaliyetleri esnasında sızabilecek kimyasal bileşikler, suyun yüzeyini kaplayan alg tabakası oluşturacak, bu tabaka güneş ışığının derinlere ulaşmasını engellediği için göldeki oksijen tükenecek göl tabanında "ölü bölgeler" oluşacaktır. Zincirleme felaketler art arda yaşanacağından göldeki balıklarla beslenen göçmen kuşlar ve gölde yaşayan kuşlar da yiyecek bulamayacağı için bölgeyi terk edecek veya açlıktan öleceklerdir. Bir göl ekosisteminin çöküşü, sadece suyun altını değil, çevresindeki tüm yaşamı etkileyecektir.
Elbette bütün bu oluşumlar, bir yıl, iki yıl içerisinde olmayacak, beş yıl, on yıl, 20 yıl içerisinde olacaktır. 40 yıl sonra Hazar Göl olmaktan çıkacak, Hazar bataklığına dönüşecektir. Hazar Gölü çevresi, Elazığ ve çevre iller için önemli bir yaz turizmi ve dinlenme alanıdır. Balık ölümlerinin yaşandığı, ağır metal sızıntısı riski olan bir göl, turistik cazibesini kaybedecek, bu çevrede yaşayan her kim olursa olsun oluşacak bu felaketten nasibin alacaktır.
Peki, Ramsar Sözleşmesini yok hükmünde sayan, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın aldığı kararları tanımayan, ileride dönüşü olmayacak olan bu doğa katliamı niçin yapılmaktadır? Efendim, Cengiz Holding bünyesindeki Port Madencilik Firması böyle istemiş de ondan. Kolayına gelmişde ondan! Olur mu böyle şey demeyin oluyor işte!
Şimdi kafamızı kemiren soruları sıralayalım:
Neden sulak alanların korunması kanunu uygulanmıyor?
Yok mu bu ülkenin sahibi?
Yok mu bu ilin Milletvekilleri?
Nerede bu ilin valisi?
Nerede anlı şanlı Fırat Üniversitesi?
Niçin sesi soluğu çıkmaz yerel yönetimlerin?
Nerede belediye başkanları?
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Orman Bölge Müdürlüğünün görevi nedir?
Niçin konu hakkında TEMA Vakfının sesi soluğu çıkmaz?
Greenpace yetkilileri neden bu konun bigâne?
Elazığ Barolar birliği neden bu konu hakkında dava açmaz?
Konu defalarca Kent konseyi, Sivrice, Maden, Hazar Gölü Koruma dernekleri tarafından dile getirilmesine rağmen neden görmezden gelindi?
Birkaç vatan sevdalı gönüllerin dışında kalan geniş halk kitleleri bu olanlar, kendi geleceklerine karşı girişilen bu kanunsuzluğa karşı neden sessiz? Üzerinize ölü toprağı mı serptiler.
Savaşta kaybedilen vatan toprağı gün gelir geri kazanılır ama çölleşen bir gölü, sulak ve verimli bir ova kaybedilirse geri kazanılmaz.
Hazar gölü sadece bir göl değildir. Kıyısında Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarının yapıldığı, Türk dünyasının kalbini attığı bir mekândır.
Hazar gölü, adası, batık şehri, plajları, dinlenme tesisleri, su sporları ile göz ve gönül güzelliklerimiz güzellik katan bir vatan toprağıdır.
Çocuklarımızın geleceğini torunlarımıza bırakacağımız güzellikleri bizden çalmaya kimsenin hakkı yoktur.
Yok mu Cengiz Holding bünyesindeki Port Madencilik Firmasına dur diyecek bir merci?
Bu firmanın arkasındaki güç kim ya da kimlerdir?
Sorulara ilgili, yetkili, etkili, etiketli bilumum seçilmiş ve atanmış devlet görevlilerine soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Elbette konu burada kapatılamaz, kapatılmayacaktır. Gerekirse uluslararası platformlara da taşınacaktır.
Hadi Önal/ 24 Haziran 2026 /İstanbul