Anadolu’nun kadim coğrafyasında her Muharrem ayı geldiğinde, evlerden sokaklara yayılan o tanıdık, buram buram aşure kokusu kaplar içimizi. Bugün Aşure Günü… Birçok evde aşure kazanları kaynıyor, komşuların kapısı çalınıyor, bereket ve paylaşmanın güzelliği yaşanıyor. Nuh’un gemisinden bugüne uzanan bu bereketli gelenek, sofralarımıza bir neşe, hanelerimize bir bolluk taşıyor. Ancak aşureyi sadece bir tatlı, bu iklimi de sadece tatlı bir telaştan ibaret görmek, onun taşıdığı derin manayı eksik okumak olur.
Aşure, farklı lezzetlerin aynı kazanda buluşup muazzam bir bütüne dönüşmesinin sembolüdür. Kimi zaman sert, kimi zaman yumuşak, kimi zaman tatlı, kimi zaman buruk olan malzemeler, kendi rengini ve tadını kaybetmeden bir araya gelir ve eşsiz bir lezzet oluşturur. Belki de insanlığa verilen en güzel mesajlardan biri budur: Farklılıklarımız çatışmak için değil, bir arada daha büyük bir anlam kazanmak içindir.
Fakat bu iklimin bir yüzü bereketse, diğer yüzü İslam tarihinin en derin, en sönmeyen sızısıdır. Muharrem ayının onuncu günü, o kaynayan kazanların buğusunun arkasında, yüreğimize düşen devasa bir Kerbela matemini barındırır. Biz bu ayda sadece şükretmeyiz; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) "can parelerim", "cennet gençlerinin efendileri" dediği ehl-i beyt’in aziz hatırasıyla hüzünlenir, yoğruluruz.
Kerbela, sadece tarihsel bir savaşın ya da siyasi bir çekişmenin adı değildir; hak ile güç arasındaki mücadelenin, vicdan ile zorbalığın karşı karşıya gelişidir. Hz. Hüseyin, kendisine biat etmesi için yapılan baskılara boyun eğmemiş, adalet ve doğruluk uğruna, hicretin 61. yılında Kerbela’nın kızgın kumlarında günlerce susuz bırakılarak şehit edilmeyi göze almıştır. Bugün milyonlarca insanın yüreğini sızlatan o hadise, aslında insanlık tarihinin en büyük ahlaki duruşlarından birini temsil eder; “Zulme rıza göstermemek” ilkesinin en güçlü abidesidir.
Hafızamızın koridorlarında bu acıyı tamamlayan bir diğer müstesna figür ise Hz. Hasan Efendimizdir. O da İslam tarihinin fitne ve kardeş kavgası döneminde ümmetin daha fazla kan dökmemesi için büyük fedakârlık göstermiş, barışı ve birlikteliği önceleyen tavrıyla ümmete nefes olmuştur. Biri sabrın ve sulhun hikmetiyle durulmanın, diğeri direnişin ve hakkı savunmanın şerefli duruşuyla doğrulmanın sembolü olarak tarihteki yerlerini almışlardır.
Belki de aşurenin bize anlattığı hikâye tam da budur. Hayat yalnızca tatlı günlerden ibaret değildir; sevinçler kadar acılar, zaferler kadar kayıplar da insanlığın ortak hafızasını oluşturur. Aşure kazanında kaynayan sadece buğday, nohut ve fasulye değildir; asırların hatırası, inancı, ehl-i beyt’e duyulan sarsılmaz sevgi ve kardeşlik özlemidir.
Bugün aşure ikram ederken komşumuzun kapısını çalmak, bir gönlü hoş etmek, bir kırgınlığı sonlandırmak ve Kerbela’nın bıraktığı ibretleri hatırlamak bu günün ruhuna en uygun davranış olacaktır.
Aşure Günü’nün bereketi sofralarımıza, Hz. Hasan’ın hikmeti hayatımıza, Hz. Hüseyin’in adalet ve cesareti vicdanlarımıza rehber olsun. Çünkü bazı günler sadece takvim yapraklarında değil, milletlerin hafızasında yaşar. Aşure Günü de işte böyle bir gündür.
KERBELADAN AŞUREYE UZANAN HAFIZA
SERHAT YILDIRIM
Yorumlar