Nusaybin’de Türk sancağının indirilmesi, asla sıradan bir asayiş olayı ya da münferit bir taşkınlık olarak geçiştirilemez. Bu eylem; anlık bir öfkenin değil, doğrudan devlete meydan okumanın, millete, mukaddesata ve tarihe yöneltilmiş açık bir savaş ilanının adıdır. Çünkü Türk sancağı herhangi bir süs ya da sadece bir kumaş parçası değildir; o sancak, bu toprakların ebedi tapusudur.

Bir Sancaktan Fazlası: Onur ve Hafıza
O direklerde dalgalanan sadece bir sembol değildir. Üzerinde şehidin kanı, anaların duası, devletin bin yıllık iradesi ve milletin namusu vardır. Ona uzanan el, aslında bu milletin onuruna, hafızasına ve varlık sebebine kastetmiştir. Türk sancağına el uzatan; Allah’ın emrine, ecdadın hatırasına ve milyonların helalliğine el uzatmış sayılır.
Şunu herkes çok iyi bilmelidir: Kim Türk sancağını indirmeye yelteniyorsa, o an bir direkle değil, bu milletin tamamıyla karşı karşıya gelmiştir. Aynı toprağı paylaşıyor olmak, aynı milletten olmayı garanti etmez. Bayrağa düşman olan, bu ülkenin nimetlerinden faydalansa dahi bu milletin ve bu vatanın parçası değildir.


"Ama" Diye Başlayan İhanet Ortaklığı
Bu alçaklığa kılıf arayanlar, eylem kadar tehlikelidir. “Provokasyon”, “gençlik hatası” veya “sosyal tepki” diyerek meseleyi sulandıranlar, doğrudan olaya ortak olmasalar bile zihnen aynı safta dururlar. Mukaddesata uzanan eli mazur gören, “ama” ile başlayan cümlelerle bu ihaneti yorumlamaya kalkan herkes, bu suçun ortağıdır. Bu işin siyaseti, bahanesi ya da yorumu olmaz. Bayrak söz konusuysa gri alan yoktur: Ya baştadır ya da ihanettir.


Sabır Acizlik Değildir
Bizler, o bayrağı imkansızlıklar içinde burçlara dikenlerin torunlarıyız. O direkler kolay dikilmedi; her biri ağır bedellerle, sarsılmaz bir mücadeleyle yükseldi. Tarih, bu sancağı indirmeye kalkışanların sonunu defalarca yazdı. Bugün de aynı kirli senaryoyu izliyoruz; sadece aktörler değişiyor ama zihniyet aynı karanlıkta debeleniyor.
Devlet sabırlıdır ama sahipsiz değildir. Bu sabır asla bir acizlik olarak okunmamalıdır. Millet vakarlıdır ancak hafızası uzundur; kendisine yapılanı da, sancağına el uzatanı da asla unutmaz. Bu ülkede bayrağa dokunan, er ya da geç milletin sarsılmaz iradesine çarpmaya mahkumdur.
Sonuç olarak; Türk sancağına düşman olan, her daim bizim de düşmanımızdır. Bu bir tehdit değil, tarihin kaleminden çıkmış sarsılmaz bir hükümdür. Bu topraklarda bayrağın ineceğini sananlar, eninde sonunda kendi maskelerinin düştüğünü ve altında yatan ihaneti göreceklerdir. Mukaddesatımıza uzanan her el, milletin iradesinde ve devletin kudretinde er geç karşılığını bulur.