Devlet Adabının ve Adaletin Onur Sayfası..
1993 yılının sonbaharında atılan o ilk adım, yakılan o ilk meşale…
Takvime düşülen sıradan bir tarih değildi o. O gün, bir mesleğin değil, bir adanmışlığın
başlangıcı, ömür boyu taşınacak bir yükün, milletin emanetinin, devlet terbiyesinin omuzlara
alındığı gündü.
Ve bugün; o yükü yıllarca dimdik, adeta bir onur nişanesi gibi taşıyan irade, bir faslı
daha kapattı. Ama geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz şey; ne makamların geçici ihtişamı
ne de unvanların gölgesidir… Gördüğümüz şey; devletine ve milletine sadakati şiar edinmiş,
alın teriyle yoğrulmuş bir hayat, mücadeleyle sertleşmiş bir karakter ve emanet bilinci ile
yürüdüğü yolda tek bir leke dahi düşürmeden, adaletin vakarına yakışır şekilde iz bırakmış,
devletine ve milletin sadakatin en saf halidir.
Enis Yavuz YILDIRIM…
Bu isim artık bir kişinin, bürokratın ya da kim nasıl tanımlamak isterse o sıfatın adı
olmaktan çıkmıştır. Bu isim; devletine sadakatin, liyakatin tartışılmaz üstünlüğünün, sarsılmaz
devlet terbiyesinin ve tevazuun en güçlü temsilidir.
Çünkü bazı şehirler insan yetiştirmez, karakter inşa eder.
Elazığ’ın kadim ruhunu taşıyan o duruş… Keban’ın, Harput’un Fırat’ın suyu kadar
Sert ama adil karakterini yansıtan o irade… Suskun, ama derindir ELAZIĞ… Ve oradan
çıkanlar; kolay eğilmez, kolay yorulmaz, kolay vazgeçmez. Yıldırım’ın hikâyesi tam da
bu toprağın hikâyesidir: sabrın, dirayetin ve vakar içinde büyüyen bir gücün, devlet aklıyla
buluştuğu vetirenin hikâyesi…
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi sıralarından başlayan yolculuk, Anadolu’nun dört
bir yanında yoğrulmuş; Diyarbakır Hani’de sabrı, Afyonkarahisar Şuhut’ta sadeliği, Sivas
Divriği’de sorumluluğu, Hatay’da ise devlet refleksini keskinleştirmiştir.
Ve ardından 2011 yılında… devlet tecrübesinin olgunlaştığı, sorumluluğun adeta bir
şehzade terbiyesiyle taşındığı bir durak:
Manisa…
Osmanlı’nın şehzadeler şehri…
Devlet idaresinin inceliklerinin öğretildiği, yükün sadece taşınmadığı; hissedildiği,
özümsendiği bir tarih sahnesi…
Yıldırım’ın Manisa’da üstlendiği görev, sıradan bir idari vazife değil; devlet aklının
inceldiği, liderliğin derinleştiği bir eşikti. Nasıl ki geçmişte şehzadeler burada devleti
yönetmeye hazırlanırdı; Yıldırım da bu şehirde sorumluluğu sadece uygulayan değil, yön veren
bir iradeye dönüştürdü. Karar alma cesareti ile hikmetin, otorite ile adaletin birleştiği bir çizgi…
Ve sonra 2013 Yılının Temmuz Ayında…
Devletin en kritik eşiklerinden biri…

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü
Burada mesele sadece bir kurumu yönetmek değildi. Burada mesele; insanı, adaleti ve
devleti aynı terazide tartabilmekti. Yıldırım, bu ağır emaneti bir makam olarak değil, bir namus
borcu olarak taşıdı. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü gibi hayati bir kurumun başında
bulunmak; sadece yönetmek değil, aynı zamanda yön vermekti. Ve YILDIRIM, bu yönüyle
klasik bir yönetici değil, adeta bir sistem kurucusudur. Kurum kültürünü güçlendiren, disiplin
ile insan onurunu aynı terazide tutabilen, reformu sadece söylemde değil uygulamada da hayata
geçiren bir Lider profili çizmiştir.
Hikâyeyi benzersiz kılan ve tarihe bir not daha düşülen bir gerçekte şu ki; Türkiye’de
aynı genel müdürlük makamına yeniden, hem de üç kez atanan ilk ve tek isim oldu Enis Yavuz
YILDIRIM… Bu sadece bir tasarruf değil; bir güvenin, birikimin ve vazgeçilemez olmamakla
birlikte vazgeçilmesi güç olduğunun devlet eliyle tescilidir...
Ama asıl büyüklük burada da bitmedi…

Makamdan ayrıldığı 2017 yılında ki dönemde dahi etkisini kaybetmeyen, aksine daha
da derinleştiren bir liderlik… Yüksek Müşavirlik sürecinde kaleme aldığı Yönetmenin Yöntemi
eseri ile teşkilata bir “deniz feneri” gibi yol göstermiş; bilgi ve tecrübesini kaleme alarak
yöneticiliğin metadolojisini ortaya koymuştur. Söz konusu eserden istifade eden birçok kamu
kurum ve kuruluşunun yöneticisi “sahada liderliğin başvuru kaynağı” ifadeleri ile
teveccühlerini ifade etmişlerdir. Enis Yavuz YILDIRIM Yönetmenin Yöntemi eseri ile
yöneticiliği bir unvan olmaktan çıkarıp bir ilme dönüştürmüştür.
Yaklaşık 80.000 personeli, 81 vilayetimizde toplam 400’ün üzerinde ceza infaz kurumu
ve bir çok kurumda iş yurdu faaliyetlerinin yanı sıra ülke geneli denetimli serbestlik hizmet ve
faaliyetleri bulunan bir teşkilat ile ulusal başarılarının yanında Uluslararası alanda ise
Ülkemizin ilk ve tek ödüllerinin mimarı olmuştur. Türkiye’nin infaz sistemi, onun vizyonuyla
adeta kabuk değiştirmiştir. Modern infaz sistemleri, insan hakları odaklı yaklaşım ve yeniden
topluma kazandırma projeleri, rehabilitasyon hizmetleri ile ceza adalet sisteminin dünyaya
yansımaları olağanüstü seviyelerde gerçekleşmiştir.
Ve tüm bu kudretli hikâyenin merkezinde değişmeyen tek şey ise;
Sadakat, Liyakat, Tevazu ve Liderlik…
Makam büyüdükçe küçülen, yetki artıkça sorumluluğu daha ağır hisseden ve özellikle
belirtilmelidir ki başarıyı kendine değil ekibine yazan bir anlayış…
Bugün resmi bir görev itibari ile bir fasıl, bir dönem kapanıyor belki.. Ancak; bir efsane
gelecek nesillere güçlü bir kurumsal kültür mirası bırakıyor çünkü; bazı insanlar görevlerinden
ayrılsa da görevler her zaman onlardan bir iz taşır..
Bugün, bir anlayışın, bir duruşun ve devlet terbiyesinin altın harflerle tarihe kazındığı
gündür.
Ve bugün, bu topraklar, Elazığ bir kez daha başını dik tutarak GURURLA şunu
söylüyor:
“Biz sadece bir evlat yetiştirmedik… Biz devlete omuz veren bir irade yetiştirdik. Bizden
birisi sadece görev yapmadı…. İZ BIRAKTI”

Makamlar emanet, hizmetler bakidir. Yolun açık, pusulan her daim o şaşmaz devlet aklın olsun Sayın Genel Müdürüm.