ÇALGICILAR

​Hatırlarsaz, geçen hafta Selahattin Alpay'a vefa gecesini yazmıştım. Yazımı çok dikkatli okuyan EFTUD Başkanımız Ziyaddin Akgüneş hemen bir eleştiri yaparak beni uyardı. Valla çok da sevindim. Diyeceksiniz ki niye? Niye olacak gardaş; satırı satırına, kelimesi kelimesine büyük bir dikkatle okuyup bir kelimeden dolayı beni uyardığı için... Hem de geçmişte yaşanmış bir olayı örnek olarak anlatıp sebebini açıkladığı için.
​Olay şu: Yazımda "müzisyenler" yerine "çalgıcılar" yazmışım. Meğersem müzisyen camiası "çalgıcı" kelimesine çok kızıp yazanları dögilermiş (dögilermiş şaka). Lafın kısası, genelde bu ifadeden hoşlanmilermiş. Ben de olaya Fransız olduğum için yazımda çalgıcı yazmıştım.
​Şimdi kısa bir örnekle açıklama yapam: Kuyumcu değilsiz ve bir yerden elize mihenk taşı geçti. Mihenk taşını Gülden Karaböcek’in şarkısındaki "dilek taşına" benzetme durumunuz olabilir mi? Olabilir. Çünkü kuyumcu değilsiz. İşte gardaş, ben de müzisyen değilim ve müzisyen yerine çalgıcı yazmışım. Daha idare edin; müzisyenler beni dövüp mövmeyesiz ha! Valla bu kelimeye kızdığızı bilmidim.
​Hadi gelin şimdi de Ziyaddin Başkanımın bana, müzisyen yerine çalgıcı dememle ilgili yazdığı yaşanmış olaya:

​"Birgün orduevinde bir geceye gittik. Sene 1981 Salonun önündeyiz Bir rütbeli subay geldi. 'Çalgıcıları şuraya alalım dedi. Rahmetli Klarnetçi Feyzi Baba adamın yakasına yapıştı. 'Bak bu çalgıcı dediğin arkadaşlar. ahan bu miyendis, Ahan Bu memur, Ahan bu Doktor çıkacak, Ahan buda üniversitede okuyor. Bunlar Müziksiyen, müziksiyen diye uyarmıştı. Zavallı subayda neye uğradığını şaşırmış, Mahcup bir halde efendim ben öyle söylemek istememiştim. diye Özür dilemişti. Şimdi sende bir daha Müzisyene çalgıcı deme diye uyarayım dedim."
Selamlar sevgiler.

​İşte Ziyaddin Akgüneş Başkanımızın bana gönderdiği mesaj. Noktasına virgülüne dokunmadan aynen yayınlim. ​Bu yazıyı gönderdikten sonra da bana ne yazdı bilisiz?
"Daha ben sana nedem, böbreğimimi verem ne deyisin?"
​Ben de "Başkanım, siz bu memleketin kültür ve sanatı için ömrüzü vermişsiz; bana bir şey vermenize gerek yok," dedim.

*****

BUZLUK MAĞARASI VE DRONE

​Sosyal medyada Mustafa Koç diye bir arkadaş, dronla Harput Kalesi’nde yaptığı çekimleri paylaşmıştı. Yorumları okumaya meraklı olan biri olarak hemen yorumlara baktım. Çok ilginç ve adeta tavsiye eden bir yorum gördüm. Ersin Çelik adlı bir arkadaş, "Orda ne var ki, dronu Buzluk Mağarası'na sok da oraları görek," diye yazmıştı. Benim de bu fikir hoşuma gidince hemen beğendim ve not aldım.
​Şimdi de buradan seslenim; eğer kanunen bir yasak yoksa ve droncular Buzluk Mağaramıza dronu sokabilise hemen gerekli izinleri alsınlar ve dronlarını Buzluk Mağarası'na soksunlar. Çekimleri yapıp bizim meraklarımızı gidersinler.
​Yıllardır anlatılan efsaneler var. Buzluk Mağarası'nın bir ucu alttan Fırat Nehri'ne kavuşi, Buzluk Mağarası'na bir horoz salmışlar bilmem nerdeki bir mağaradan çıkmış gibi efsaneler yıllardır anlatılıp duri. Mağaranın dibinde çok büyük bir yeraltı gölü var diyenler bile olmuş.
​Diyim ki bir dron oraya sokulup çekim yapılsa belki de bir yeraltı şehri ya da eski bir medeniyetin izlerine bile rastlanabilir. Valla gardaş, bunlardan biri rast gelirse Elazığ turizmde bombayı patlatır. Dünyanın her yerinden insanlar bu mağarayı görmek için akın akın Elazığ'a gelir.