Kar yağınca duyulan o çocuksu mutluluğun tarifi yoktur. Elazığ için yağan yoğun kar, okulların tatil edilmesiyle birlikte, büyüklerimizden dinlediğimiz o eski “kara kışları”, zemheriyi hatırlatır insana. Bir masal gibi anlatılan ama içinde sabrı, yokluğu ve dayanmayı barındıran zamanları…

Son bir haftadır pencereden dışarıyı izlerken içimde tuhaf bir sahiplenme duygusu vardı. Kuşlara, kedilere, sokakta var olmaya çalışan tüm canlılara karşı… Kar güzeldi, evet; ama sokaklarda sahipsiz olmak bambaşkaydı. Elimden geldiğince sokağımın garip kuşlarına ve kedilerine yiyecekler bıraktım. Azdı belki ama vicdanım biraz olsun rahatladı.

Bir hafta… Haftanın altı günü çalışan biri için uzun sayılır aslında. Bana da iyi geldi. Kar yağarken evde olmak, okunmayı bekleyen kitaplara yönelmek, izlemek istediğim filmleri izlemek, durmak ve soluklanmak… Ne kadar da iyi geldi durabilmek.

Okurken, düşünürken ve dinlenirken; uzun zamandır hatırlamaktan uzaklaştığım zamanlara geri döndüm. Kuşa ve kediye duyduğum o hassasiyet, donarak ölmüş güvercinlerin fotoğrafını gördüğümde bir anda başka bir yere savruldu. İçimde bir sızı… Ve ansızın Sarıkamış Şehitleri düştü aklıma. Mekanları cennet ruhları aziz olsun..

İnsan garip bir varlık. Acı ve sızı bazen insanı büyütür, bazen de güçlendirir. Ama bazı acılar vardır ki… Kars Sarıkamış’ta donarak hayatını kaybeden şehitlerimize duyduğum his, beni hep aciz bırakır. Ne zaman hatırlasam kelimeler yetersiz kalır. Karın soğuğu sadece bedeni değil, insanın içini de dondurur sanki.

Kar kaplasa da yolları…
Bazı hatıraların yolu hiç kapanmaz.

Sevgiyle kalın .