Değerli okuyucu,
Basın özgürlüğü, haber, fikir ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür. Bilgi ve düşünceleri serbest olarak toplayıp, yorum ve eleştiri yaparak çoğaltabilmek ve bunları serbest olarak yayımlayıp dağıtabilmek haklarını içerir. Devlet baskısı ve korkusunun yanında devlet imkânlarından istifade eden, nemalanan bir basın, kamunun avukatlığı görevini yerine getiremez, toplumsal yararları savunamaz. Bu nedenle basın özgürlüğü, basına tanınmış bir ayrıcalık değil, kişilik hakları gibi korunan bir hak olarak değerlendirilmelidir.

Bu tanımlamalar bağlamında sözü AK Parti Elazığ Milletvekili Sayın Zülfü Demirbağ’ın geçen hafta içinde Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti’ne yapmış olduğu ziyarete getirmek istiyorum. Gerçekleştirilen bu ziyarette cemiyet başkanı Sayın Semih Erdem’in bir cemiyeti temsilden uzak, ülke ve şehir gündeminden bihaber, talihsiz açıklamalarda bulunduğuna şahit olduk. Semih Erdem konuşmasında, basın ilan kurumundan destek alan, bu desteği almak için de birtakım şartları sözde yerine getiren ve bu yüzden gideri fazla olan dört gazeteyi vasıflı gazete kabul ediyor, tek gelir kaynaklarının da ilan gelirleri olduğundan dem vuruyordu. Elazığ’ın küçük bir şehir olduğunu bu sebeple reklam alamadıklarını dile getiriyor, belediyeden her ay aldığı düzenli reklam ücretinin üzerine perde çekiyordu. Son zamanlarda haftalık gazete sayısının şehrimizde çok sayıda arttığını söyleyerek bir masa, bir bilgisayar, bir sandalye ile kurulan bu gazetelerin seçim zamanlarında aday adaylarından yardımda bulunacaklarını merdiven altı diye adlandırdığı bu gazetelerle mücadele ettiklerinin serzenişinde bulunuyordu. Sayın Erdem, basın özgürlüğünün fikir ve düşünceleri serbestçe açıklayabilmek olduğunu unutup, ticari kaygının kendisinde oluşturduğu tedirginlikle bu gazetelerin basılmasını önleyici yeni bir basın yasası çıkarılması hususunda istekte bulunuyordu.

İnsanlığın, tek tıkla bir haberi saniyeler içinde bir uçtan bir uça ulaştırabilme hızını yakaladığı, gelişen teknoloji sayesinde Amazon gibi dünya lideri bir şirketin bir masa, bir bilgisayar, bir sandalye ile bu başarıya imza attığına tanıklık ettiği bir dünyada, bir basın cemiyeti başkanının, ülkemizin basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke içerisinde 155’inci sırada olduğunu dile getirmekten öte ya da basın yayım ilan kurulunun zorlayıcı şartlarını iyileştirmesini talep etmek yerine; tekrar ifade ediyorum sırf ticari kaygıyla kalkıp merdiven altı terimiyle haftalık çıkan gazetelere alçaltıcı ifadelerde bulunması talihsizlikten öte hadsizliktir. Bilinmelidir ki, her basın materyalinin kendine has misyonu vardır. Dergiler, aylık, üç aylık, yıllık vb. çıkar. Bu sebeple dergiler kalıcıdır. Zaman geçse bile değerini kaybetmezler. Haftalık gazeteler, genel sorunlar üzerinde kafa yorar, çalışmalarını yapar bir konu üzerine manşet yaparlar. Ve genellikle köşe yazarlarıyla tanınırlar. Okuyucu sabırla köşe yazarlarını ve manşeti bekler. Günlük gazeteler günceli yakalamak zorundadırlar yoksa internet gazeteciliğinin gölgesinde kalmaktan öteye gidemezler. Semih Erdem mensubu ve dönem başkanı olduğu Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti’nin tarihine iyi bakmalı, bu güzide cemiyeti kimlerin kurduğuna dikkat etmeli, hangi gazetenin mensupları olduğunun idrakinde olmalıdır, olmaz ise idrak yollarını tedavi ettirmelidir. Bu vesileyle Sayın Erdem’in şehrin en eski gazetesi olan TURAN Gazetesi’ni kendi zihninde oluşturduğu isimsiz, sanal gazetelerle bir tutup ayrım yapmaksızın merdiven altı kategorisine dâhil etmesinden dolayı bir özür borcu vardır. Bekliyoruz…