Bir Âlimin Ardından: Hafızamızda Açılan Derin Boşluk
“İnsanların en hayırlısı, insanlığa hizmet edendir.” Bu kadim düstur, ömrünü arşiv tozlarına, kütüphane raflarına ve kürsülere adayan bir hayat için söylenebilecek en anlamlı sözdür. Bugün, Türk tarihçiliğinin en güçlü kalemlerinden, en renkli anlatıcılarından ve en üretken simalarından biri olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatıyla sadece bir faniyi değil, adeta bir devrin hafızasını ve bir ilim çınarını kaybetmiş bulunuyoruz.
Tarihi Duvarların Dışına Taşıyan Adam
İlber Ortaylı’nın en büyük başarısı, tarihi sadece akademik makalelerin soğuk sayfalarına hapsetmemesiydi. O, tarihi üniversite duvarlarının dışına çıkarıp evlerimize konuk eden isimdi. Konferansları, televizyon programları ve o kendine has, zaman zaman iğneleyici ama her daim öğretici üslubuyla milyonlara tarihi sevdirdi. Birçok nesil; Osmanlı’yı, Avrupa diplomasisini ve modern Türkiye’nin köklerini ilk kez onun keskin yorumları ve derin anekdotlarıyla merak etti. Onun dilinde tarih, ezberlenecek bir ders değil; yaşayan, nefes alan bir şuur hâline geliyordu.
Bir Ekolün ve Aydın Sorumluluğunun Temsilcisi
Ankara’dan Viyana’ya, Chicago’dan İstanbul’a uzanan muazzam bir eğitim halkasıyla yetişen Ortaylı, Türk tarihçiliğini uluslararası arenada temsil eden bir ekoldü. Ancak onu farklı kılan sadece bilgisi değil, "aydın sorumluluğu"ydu. Cehalete karşı açtığı savaşta sözünü sakınmayan, yanlış gördüğüne "yanlış" demekten çekinmeyen bir münevverdi. Topluma verdiği en net mesaj şuydu: "Bir millet tarihini bilmeden geleceğini kuramaz." Bu yüzden onun mücadelesi sadece geçmişi anlatmak değil, bir toplumu uyandırmaktı.
Silinmeyecek Bir Miras
Bugün geriye ciltlerce eser, binlerce makale ve onun metodolojisiyle yetişmiş, bugün kürsülerde ders veren sayısız öğrenci kaldı. Bir millet için en büyük kayıp, yetişmiş beyinlerini, âlimlerini kaybetmektir. Çünkü bir âlimin ölümü, bir alemin ölümü gibidir; onlar sadece kendi zamanlarını değil, gelecek nesillerin yolunu da aydınlatırlar.
İlber Ortaylı artık aramızda olmayabilir, ancak bıraktığı eserler ve yetiştirdiği öğrencilerle o ışık sönmeyecektir. Topkapı Sarayı’nın koridorlarından üniversite kürsülerine kadar her yerde bıraktığı o derin iz, pusulamız olmaya devam edecek.
Kıymetli hocamıza Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm ilim camiasına başsağlığı diliyoruz.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.