YASTIK ALTI

Biriktirdiğimiz paralarla alınan altınların saklandığı yerin adı yastık altıdır. Yıllardır süregelen bir alışkanlıktır. Bankaya gitmeyi sevmeyenlerin ufak tefek birikimler için eskiden beri uyguladığı bir adettir “yastık bank” diye de ifade edilmektedir.

Yastık Bank’ın çalışma sistemi ise şu şekildedir; Hemen hemen her evde bir şubesi vardır. Şube müdürleri genellikle evin ninesi ya da annesidir. İhtiyacı olan hane halkı bu müdürlere müracaat ederek faizsiz olarak borç alırlar. Müdürü ikna edebilirsen tabi ki... Borcunu zamanında geri ödemezsen ikinciyi zor görürsün. Müdürler alacaklarına haciz koymazlar ama küserler.

Peki Yastık Bank’ın (yastık altı) kuruluş amacı ne? Biraz da onu açıklayayım.

Burada biriktirilen altın / para, genelde zor gün ve ölümlük içindir. Biriktirilen paralar beşi bir yerde, burma bilezik yapılır. Kişi öldüğü zaman bunlar TL'ye çevrilir ve cenazesinin kaldırılması için harcanır. Bilinen en büyük sebep bu, diğeri ise zor günlerde aile içi yardımlaşmadır.

Yastık altı geleneği günümüzde de devam edi mi? Evet edi. Kolay kolay da bu gelenek kaybolmaz. Peki bu yastık bankada ki yatırımlar yer değişip günümüz bankalarına gider mi? Yani ekonomiye kazandırılır mı?   Zannetmem zira insanlarımız ölüsünün yerde kalmaması için kolay kolay bu adetten vazgeçmez. Bir de ucunda ölünce hayır için dağıtılacak para olayı var ki o da ayrı bir mevzu. Bankaya faize bulaşmama inancını da işin içine katarsak mevzu tam olarak anlaşılır herhalde.

                                                                          ***

BENİ KÖYÜMÜN YAĞMURLARINDA YIKASINLAR

Yok yok beni köyümün yağmurlarında yıkamasınlar, şimdi ben gitsem köye yerleşsem yağmur da yıkanmayı beklesem, bana çok pahalıya mal olur.

Köyde dededen kalma evi elden geçirmek lazım. Tohum ekmek, fidan dikmek lazım. Birkaç tane davar, tavuk, kuzu almak lazım. Hadi bunları bir şekilde hallettik, ya gerisi? Kuraklık bir yandan, içme suyu meselesi bir yandan. Gübre, mazot, tohum fiyatları almış başını gitmiş. Diyelim bunları da hallettik. Şimdi bir de traktör lazım onu da krediyle hallettik. Tüm bunlardan sonra bir şeyler ürettik ne yapacağız? Ürettiklerimizi satıp kredi borcunu ödeyeceğiz. Ürünleri alıp hal’e gittik, sat satabilirsen. Markette uçmuş ama sendeki para etmi? Elinde kalsa bozulacak mecburen ne verirlerse razı olup çıkıp geleceksin. Yok yok beni köyümün yağmurlarında yıkamasınlar istemim. Şehirde kalacam, şofbeni açıp girecem dibine, kendimi köydeymiş gibi hissedecem. O hayalle yaşayıp gidecem. Eğer çok hevesli olan varsa gitsin köye, eki mi, biçi mi yağmurda ıslani mi, kuzine de kestane mi yapi? Ne yapise yapsın...

                                                                         ***

MİSAFİR

Telefon geldi ‘’müsaitsen akşama misafirin olak?’’ Diye. Rölans hemen kafamdan bir hesap yaptım. Gelir gelmez, kolonya şeker, ardından çay tatlı, sohbet koyulaşınca çerez üzerine meyve ve finalde kahve. Çarptım topladım böldüm ortaya çıkan rakam bugün için korkunç...

 Hemen cevabımı verdim. ‘’Asgari ücret açıklansın, ondan sonra buyurun’’ dedim ve şu cevabı verdiler, aldım. ‘’Abi kıvırma, sen emeklisin, asgari ücretle ne işin var?’’ Dedim ki ‘’emekli maaşlarına zam oranı belirlensin o zaman buyurun.’’ Herhalde küstüler, desene kriz bir geleneğimizi daha bitirdi her ihtimale karşı lambayı söndürem ışığı gören gelmesin.

                                                                             ***

ALO SESİM GELİ Mİ?

Postaneye gitmiştik, Elazığ’daki telefon numarasını verdik beklemeye geçtik. Bekle bekle telefon bağlanmadı. Memura dedik ki ‘’Ne zaman bize sıra gelir’’ ‘’En erken yarın’’ dedi. Memur bizi tanidi aynı sokaktaydık. ‘’Haber verir misin dedik.’’  ‘’Olur’’ dedi ve 3 gün sonra İzmir’den Elazığ’a telefon bağlantısı sağlandı da konuşabildik. Sene 1977 falan, şimdilerde ise bazıları ‘’çıkart cebindeki telefonu’’ diyi, bazıları da telefonu karşısındakinin ağzına sokmaya çalişi. Şimdi hangisine yanam bilmim ki? Biri ‘’teknolojiden faydalanma’’ diyi. Biri de bulmuş telefonu birilerinin ağzına sohi. Memlekette bu telefon muhabbeti daha çok sürer. Her şey telefon ise, sorunlar bununla çözülecekse, atah telefonları gidek, postaneden arayah da konuşah.

                                                                          ***

HAFTANIN FIKRASI:

Yıllar önce Elazığ’da bir firma, otobüslerinin hepsini sıfırlayıp, tıpa tıp aynı olan araçlarıyla seferlerini yapar. Gürün’de verilen moladan sonra yolcunun biri otobüsleri karıştırır ve çareyi birine binmekte bulup diğer yolculara sorar;

 ‘’Hele bahın gardaşlar, ben bu otobüsün yolcusu muyum?’’