Son haftalarda haber bültenlerini izlemek, bir toplumun geleceğinin nasıl dilim dilim edildiğine şahitlik etmek gibi. Okul bahçelerinde çıkan tartışmalarda çekilen sustalılar, parkta oyun oynaması gereken yaşta bir başka çocuğu hayattan koparan namlular... Her olaydan sonra aynı klişe cümleler havada uçuşuyor: "Suça sürüklenen çocuk."


Hayır, artık bu kavramın arkasına saklanamayız. Gerçekle yüzleşelim: Çocuk; oyuncak taşır, bisiklet taşır, merak taşır. Çocuk, bıçak taşımaz. Eğer bir çocuk cebinde bir kesici aletle sokağa çıkıyorsa, o noktada çocukluk bitmiş, yerini suça ve ihmale bırakmış demektir.


Suça Sürüklenmiyorlar, Suça Koşuyorlar...
Türkiye’de bu mesele her seferinde yanlış yerden tartışılıyor. Bizim "suça sürüklenmek" dediğimiz şey, çoğu zaman planlı bir "özenme" halidir. Sosyal medya platformlarında "racon" videoları izleyen, dizilerde elinde bıçakla gezen tipleri rol model alan, mahallede sert durmayı güç sanan bir nesil yetişiyor.


Asıl acı olan ise şudur: Türkiye, suça özenmeyi suça sürüklenmekle karıştıracak kadar bu konuda eğitimsiz bir tavır içinde. Bir çocuğun eline bıçak almasını "ergenlik hevesi" veya "psikolojik travma" diye yumuşatıyoruz. Oysa cebine bıçak koyan o çocuk, o an birinin canını yakmayı, korkutmayı, gerekirse öldürmeyi göze almıştır. Bu bir "kırılma anıdır" ve biz bu anı pedagojik terimlerle romantize ettiğimiz sürece sokaktaki kan kurumayacaktır.


Çürümüşlük Sadece Çocuğun Değil, Hepimizin!
Eğitim sistemimiz ezbere dayalı, aile yapımız otoriter ama çocuğun iç dünyasından kopuk, sokaklarımız ise denetimsiz. Böyle bir ortamda çocuk, oyuncakla değil bıçakla kendini görünür kılmaya, "ben de varım" demeye çalışıyorsa, bu çürümüşlük sadece o çocuğun ailesine değil, tüm topluma aittir.
Ancak çözüm sadece "anlamak" değildir. Çocuğu anlamak başka, suçu normalleştirmek başka şeydir. Merhamet, sınırların olmadığı bir alan değildir. Eğer devlet, okul ve aile o bıçağı o cebe girmeden durduramıyorsa ve girdikten sonra sert, net, tutarlı bir müdahale yapamıyorsa, biz bu sorunu çözemeyiz.


Kaderciliği Bırakıp Gerçekle Yüzleşme Vakti...
Türkiye’nin bu sorunu çözememesinin temel sebebi, zahmete katlanmak istememesidir. Çünkü gerçek bir çözüm; sıkı bir aile denetimi, sosyal medya mecralarında ciddi bir regülasyon ve şiddeti yücelten kültürel kodların kökten reddedilmesini gerektirir. En kolayı ise olayların ardından "toplumsal bir sorun" diyerek iç çekmektir.
Unutulmamalıdır ki; bir el kalem tutmak yerine soğuk bir çeliği kavrıyorsa, orada artık bir "çocuk" yoktur; sistemin ve ailenin yarattığı bir facia vardır. Bu gerçeği kabul edemeyen, suçla arasına set çekemeyen bir toplum, her gün yeni bir evladını toprağa, diğerini ise parmaklıklar ardına göndermeye mahkûmdur.
Çocuk oyuncak taşır.
Bıçak taşıyorsa, o artık çocuk değildir.
Ve bu ayrımı yapamayan bir millet, bu kanlı döngüyü asla kıramaz.