Bilindiği gibi devletin dev ihaleleri, iktidara yakın bazı holdinglere ve ortaklıklara verilmektedir. 2010’lu ve 20’li yıllar boyunca Türkiye’nin en büyük ihalelerinin müdavimi olan, havalimanından, köprülere ve otoyollara kadar yap-işlet- devret modelli ihaleler, “Beşli Çete” olarak tanınan bu şirketlere verildi. Sadece bunlar da değil elektrik işletmeleri ve madenlerin ihalelerini de aynı şirketler aldı. Katlanarak büyüyen servetleri ile Beşli Çete”nin sahipleri Türkiye’nin en zenginleri arasında yer almaktadır. Üstelik bu varlıklı şirketlere defalarca vergi muafiyeti sağlandığı iddia ediliyor.

2003-2025 yılları arasında yani AKP iktidarı zamanında Orman Kanunu 28 kez değiştirildi. Devletin ormanlık alanları yapılaşmaya açıldı. Orman alanlarındaki yapılaşma tasarrufu Orman Bakanlığı’ndan alındı. Turizm Bakanlığı’na verildi. Eşsiz koy, kıyı ve diğer turizm merkezlerinde imar planı değişiklikleri ile yapılaşma, kamu yararı düşünülmeden kolaylaştırıldı. Her değişiklikte, orman katliamına, zeytin ağaçlarının kesilmesine ve kıyıların betonlaşmasına yasal kolaylıklar sağlandı. Dileyen yerli ve yabancı şirketlere maden arama ruhsatı verildi. Ayrıca maden aramalarında uzun yıllar, devlet hakkının yüzde 1,25, en yükseğinin yüzde 18,75 olduğu kaydediliyor. Yakın bir tarihte ise sadece altın ve gümüş madenlerindeki devlet hakkının yüzde 25 artırıldığı belirtiliyor.

Bu kapsamda Muğla Milas'a bağlı İkizköy'deki Akbelen Ormanı için, yöre köylüleri, 31 Mart 2022’den beri malum şirketlerin her türlü baskılarına karşı mücadele ediyor. Ne var ki son olarak Akbelen çevresindeki tarım arazileri, kömürlü termik santraller için ham madde sağlamak ve linyit sahası olarak kullanılmak üzere Cumhurbaşkanı kararnamesiyle acele kamulaştırıldı. Köylülerin gözünü açtığı, doğup büyüdüğü, ata yadigârı, geçim kaynakları, topraklar kamulaştırıldı. Bu kararname ile yöredeki 6 köyün geçmişinin ve geleceğinin haritadan silinmesi yasalaştırıldı.

Türkiye’nin pek çok yerinde her türlü cevher, maden ve türevlerine duyulan ihtiyaç dolayısıyla en kısa süre ve en kısa yoldan maden elde etmek ya da yapılaşma için, ormanlar ve yeşil alanlar katledilmekte, zeytinlikler yok edilmekte, çevre katliamı yapılmaktadır. Eski Orman Genel Müdürü Cahit Nasırlı, maden arama ve işletme konusunda bakın neler söylüyor, “… Bir savaşta kaybedilen toprakları geri almak mümkündür. Ancak bu şekilde kaybedilen toprakları geri kazanmak mümkün değil. Maden işletmelerinin devamlılığı yoktur. Rezerv bittiği zaman işletme sona erer, geriye tahribatı kalır. Oysa orman teknik olarak işletildiği takdirde dünya var oldukça geliri devam eder, sürdürülebilirdir…”.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin doğal, tarihi ve kültürel değerlerinin yok olmasına ülkeyi yöneten otorite karar veriyor. Doğaya, çevreye ve kamu yararına duyarsız kararlarlar alınıyor. Yaşamsal değerlere sahip doğa, çevre, ormanlar, zeytinlikler, fıstık çamları, kıyılar, kentler, köyler, ekili araziler, yeşillikler, kuş cennetleri bitiriliyor. Ağaçlar kesildikçe, tabiat ölüyor. Yağış azalıyor, ekolojik denge bozuluyor, ormanda barınan tüm canlılar yok oluyor. En önemlisi de su kalmıyor, havadaki oksijen tükeniyor!

Oysa topluma, ülkenin, doğasına, havasına, suyuna, toprağına duyarlılık, siyaset üstü insani bir olgudur. Doğayı ve çevreyi koruma hem ahlaki, vicdani ve insani bir sorumluluktur hem de toplum ve gelecek nesiller için bir insanlık borcudur!