“Cihân-ârâ cihân içindedir, ârâyı bilmezler;
O mâhîler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler.”
(“Dünyayı süsleyen ve güzelleştiren kudret, cihanın içindedir; fakat insanlar onu arayıp bulmayı bilmezler. Tıpkı denizin içinde yaşayıp da denizin ne olduğunu, suyun değerini fark etmeyen balıklar gibi...”)
On altıncı yüzyılda yaşamış Hayalî Bey’in bu mısralarının tam da Gezin, Bermaz Ovası ve Hazar Gölü için söylenmiş olduğunu ifade etsem, hiç abartmış olmam. Dahası, kudreti görebilen gözlere hitap etmek için bütün güzellikler apaçık ortaya konulmuştur. uzanan Bermaz Ovası, yeşilliğini bütün yaz boyunca korur. Kavurucu yaz sıcaklarından kaçanlar için serinlik sunan akşam rüzgârları, Bermaz Ovası’nın adeta kliması gibi durmaksızın eser ve tüm canlılara ferahlık verir.
Burada yetişen her türlü meyve ve sebze, lezzetiyle çevredeki yerleşim yerlerinin sofralarını süsler. Dağlarında yetişen keven çiçekleri ise adeta bal akıtır. Arıların uğrak yeri hâline gelen bu çiçekler sayesinde, tadı diğer ballardan farklı, eşsiz bir bal üretilir. Bu bereket, çiçeklerin yoğunluğundan gözle görülür şekilde hissedilir.
Karın berraklığını ve serinliğini, avuçlarınıza aldığınız suyu dudaklarınıza değdirdiğinizde; dağ eteklerinden özgürce akan kaynak sularında bulduğunuzda, bunun nasıl büyük bir nimet olduğunu anlamanız zor olmayacaktır. Kavurucu yaz sıcaklarından bunalanlara ferahlık sunan akşam rüzgârları, bütün Dicle Vadisi boyunca kıvrılan dağların arasından süzülerek geçer; su gibi akıp giden serinliğiyle ovayı ve çevresindeki bütün canlıları kucaklar.
Ezelden yaratılan bütün bu nimetlere ilave olarak, dağların arasına bir nazar boncuğu gibi yerleştirilmiş masmavi Hazar Gölü’nü ve onun lezzetli balıklarını da düşündüğümüzde, bölgenin nasıl bir nimet zenginliği içinde olduğu daha iyi anlaşılır. Elbette burada yaşayanlar bunun farkındadır.
Son günlerde Gezin Tren İstasyonu’na kurulacak bir platform aracılığıyla konsantre bakır taşınacağı anlaşılmaktadır. Oysa konsantre bakır, yukarıda sayılan bütün nimetler için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bulunduğu yerde doğal hayatı ve çevreyi olumsuz etkileyebilecek bir unsur olduğu alenen görülmektedir. Dicle Nehri’nin başlangıç noktalarından birinin de bu bölgede bulunduğunu düşündüğümüzde, karşı karşıya olunan tehlikenin büyüklüğü daha iyi anlaşılır.
Sahip olduklarımız, Yüce Yaradan’ın bizlere verdiği en kıymetli hazinelerdir. İnsan, bu hazinelere yeni nimetler ekleyemez; ancak onları koruyabilir ya da ne yazık ki bozabilir. Şimdi tam da bu güzellikleri bozmak için büyük bir çaba gösterilmektedir.
Gezin Tren İstasyonu’nda kurulması planlanan platformun, sit alanı statüsündeki bu bölgede nasıl sonuçlar doğuracağını ve olası bir kazanın nelere yol açabileceğini tahmin etmek zor değildir. Bakır cevherinin konsantre hâlinin, yaklaşık 30 kilometrelik zorlu bir güzergâh takip edilerek; sit alanı içerisinde, sulak arazi havzasının ortasında ve Hazar Gölü kıyısında bulunan Gezin Tren İstasyonu’na taşınması, ardından burada betonlaşmaya yol açacak bir platform aracılığıyla sevk edilmesi yönündeki ısrarı anlamak gerçekten güçtür.
Bir vatan toprağına bu denli zarar verebilecek bir tercih nasıl izah edilebilir ve bunu kim savunabilir? Daha da önemlisi, Hayalî Bey’in asırlar önce dile getirdiği hakikati doğrularcasına; idari kurumların, yargının, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun geniş kesimlerinin bu konudaki sessizliği ve duyarsızlığı düşündürücü değil midir?

İnsan bazen sahip olduğu değerin büyüklüğünü, onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında fark eder. Oysa Gezin, Bermaz Ovası ve Hazar Gölü yalnızca bölge halkının değil, gelecek nesillerin de ortak mirasıdır. Korunması gereken şey, yalnızca bir göl ya da bir ova değil; aynı zamanda tabiatın, tarihin ve insanın birlikte oluşturduğu eşsiz bir hayat alanıdır.
Sit alanı, sulak havza, Bermaz Ovası, Hazar Gölü ve Dicle Nehri’nin kaynaklarının başlangıcını teşkil eden Gezin Tren İstasyonu’nda, konsantre bakır taşımacılığı için özel olarak yapılması planlanan platformun ve burada depolanacak ya da taşınacak konsantre bakır konteynerlerinin başına gelebilecek herhangi bir kazanın çevreye zarar vermeyeceğinin garantisini hiç kimse veremez.
Bu nedenle, gelin bu sevdadan vazgeçiniz. Memleketinizi ve vatanınızı sevdiğinizi gösteriniz. Bu eşsiz tabiat zenginliğimizi elimizden alarak yok etmeyelim. Binlerce yılda oluşmuş doğal dengeyi, kısa vadeli hesaplara kurban etmek için kulaklarımızı sağır gözlerimizi kör etmeyelim.
Daha da önemlisi, bu bölgenin korunması amacıyla çıkarılmış kanunlar ve yönetmelikler ortadayken, yapılanlara duyarsız kalmak ve sessizce seyretmek doğru mudur? Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz yok mudur? Korumakla yükümlü olduğumuz bu doğal mirasın zarar görmesine göz yummak, yalnızca bugüne değil, yarınlara da zarar vermek anlamına gelmez mi? Yapılanlar kanunlara ve yönetmeliklere göre suç teşkil etse bile, bunlar vicdanlara nasıl sığdırılacaktır?
Sit alanı içerisinde bulunan Gezin Tren İstasyonu'nda betonlaştırma çalışmaları hızla ilerliyor. Sulak alan sınırları içinde seyrüsefer yapacak ve konsantre bakır taşıyan kamyonların bölgeye girişinin de çok uzak olmadığı anlaşılıyor. Böylece üzerine beton dökülen yalnızca sulak alan, sit alanı, Dicle Nehri'nin kaynak havzası, Hazar Gölü ve Bermaz Ovası değildir; aynı zamanda toplumsal duyarlılığımız ve idrakimiz de beton altında bırakılmaktadır.
Ancak tarih şahit olsun ki, bu faaliyete “dur” diyen az sayıdaki insanın mücadelesinin haklılığı ortaya çıktığında, artık hiç kimse sevinemeyecektir.
Gezin, Bermaz Ovası, Hazar Gölü ve Dicle’nin kaynakları yalnızca bir bölgenin değil, bütün ülkenin ortak değeridir. Bu değerleri korumak, hepimizin ortak görevi ve vicdani sorumluluğudur.