Elâzığ-Maden istikametine doğru yol alırken, Sivrice’ye varıldığında insanı ilk karşılayan güzelliklerden biri Hazar Gölü’dür. Hazar Baba Dağı ile Mastar Dağı arasına sanki görünmez bir el tarafından yerleştirilmiş mavi bir boncuğu andıran bu göl, onu ilk kez görenleri olduğu kadar, her görüşünde yeniden hayran kalanları da etkiler. Mavinin en serin tonlarını üzerinde taşıyan Hazar Gölü’nün karşısında durup uzun uzun bakmak isteyenleri yadırgamamak gerekir. Çünkü Hazar Gölü manzarası hem gözle hem de gönülle seyredilir.
Hazar Gölü’nün bugünkü adını alışının da ayrı bir hikâyesi vardır. Dönemin hatıralarında ve mahallî basında yer alan anlatımlara göre Atatürk, vefatından bir yıl önce çıktığı son uzun yurt gezisi sırasında burada Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırım ile yeniden karşılaşır. Sovyet baskılarının ağırlaştığı yıllarda büyük sıkıntılar yaşayarak Türkiye’ye sığınan Elmas Yıldırım’a Atatürk tarafından Elâzığ’da görev verilmiştir.
Sohbet sırasında Elmas Yıldırım, doğup büyüdüğü toprakları ve özellikle Hazar Denizi’ni ne kadar özlediğini dile getirir. Bunun üzerine o günlerde “Gölcük” olarak anılan göle “Hazar” adının verilmesini uygun bulan Atatürk, şairin hasretini bir nebze olsun hafifletmek ister. Aradan geçen yıllara rağmen bu hatıra yaşamaya devam etmekte, gölün sularında Azerbaycan’dan esen bir hatıranın izleri dalgalanmaktadır. Hazar gölü o günden bugüne Türk dünyasına köprü vazifesi görevini de üstlenmiştir.
Aslında Hazar Gölü yalnızca tabiî güzelliğiyle değil, çevresinde yürütülen çalışmalarla da Cumhuriyet tarihinin önemli mekânlarından biridir. Atatürk, bu ziyareti sırasında gölü çevreleyen çıplak yamaçların ağaçlandırılması gerektiğini de dile getirmiştir. Nitekim Atatürk, dönemin Başbakanı Celâl Bayar ve ilgili bakanların imzalarını taşıyan 14 Temmuz 1938 tarihli kararnameyle göl çevresinde bir fidanlık kurularak çevrenin ağaçlandırılması kararlaştırmıştır. Amaç hem göl çevresini yeşillendirmek hem de bölgenin fidan ihtiyacını karşılamaktır.
“Hazar Gölü Çevresinin Teşciri” adını taşıyan bu kararname kapsamında göl çevresi uzun yıllardır ağaçlandırılmaktadır. Gezin Tren İstasyonu da bu çalışmaların ilk uygulandığı mekânlardan biri olmuştur. Dikilen fidanlar yıllar içinde büyümüş, serpilmiş, yöre insanına gölge olmuş, kuşlara yuva olmuş, yolculara nefes olmuş, bölgenin sert coğrafyasına yeşilin huzurunu taşımıştır.
Bugün ise insanın içini burkan manzaralarla karşı karşıyayız. Yılların emeğiyle büyüyen, Cumhuriyet’in ilk ağaçlandırma hamlelerinin sessiz tanıkları olan bu ağaçların bir kısmı artık yerinde değildir. Bir zamanlar istasyona ayrı bir güzellik veren, yaz sıcağında gölgesine sığınılan, dallarında kuş sesleri eksik olmayan ağaçlar iş makinelerinin önünde birer birer ortadan kaldırılmıştır.
Ancak mesele yalnızca ağaçların kesilmesi değildir. Gezin İstasyonu çevresinde konsantre bakır cevherinin taşınmasına yönelik bir platform inşa edilmekte, ayrıca depolama alanları oluşturulmaktadır. Hazar Gölü kıyısında yürütülen bu çalışmalar, bölgenin geleceği konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır.
Unutulmamalıdır ki Hazar Gölü yalnızca güzel bir manzaradan ibaret değildir. Aynı zamanda sulak alan özelliği taşıyan, çok sayıda canlı türüne hayat veren ve korunması gereken tabiî bir mirastır. Böylesine hassas bir coğrafyada gerçekleştirilen her müdahalenin etkileri yalnız bugünü değil, yarını da ilgilendirmektedir.
Bir ağacın kesilmesi yalnızca bir gövdenin ortadan kaldırılması değildir. Onunla yılların hatırası, gölgesinde dinlenen insanların izleri ve gelecek nesillere bırakılacak bir emanet de eksilir. Aynı şekilde göl çevresindeki ekolojik dengeyi tehdit edecek gelişmeler de yalnız bugünün değil, yarının kaybı olacaktır.

Bugün Gezin’de eksilen yalnız ağaçlar değildir; biraz da hafızamızdır. Çünkü bu ağaçlar sadece toprağa değil, Cumhuriyet’in bu coğrafyayı yeşertme idealine de kök salmıştı. Şimdi ise yaklaşık bir asır önce korumaya ve yeşertmeye çalışılan bu eşsiz tabiat parçası yeni tehditlerle karşı karşıyadır.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Hazar Gölü’nün kıyılarında yükselen bu faaliyetler, gölün hassas yapısını ve canlı hayatını nasıl etkileyecektir? Bu sorunun cevabı yalnız bilim insanlarını değil, bu coğrafyayı seven herkesi ilgilendirmektedir.
Bu sorular üzerinde düşünürken dostumuz Vehbi Coşkun’un TURAN GAZETESİ’ nde 17 Ağustos 2021 tarihinde yayımlanan “Çıplak Kalan Elâzığ” başlıklı yazısını yeniden okumakta fayda vardır. Çünkü bazı yazılar yalnız yazıldıkları gün için kaleme alınmaz. Aradan yıllar geçse de güncelliğini korur, vicdanlara dokunur ve insanı aynı soruyla baş başa bırakır:
Hazar Gölü zaten korunmaya muhtaç hâle gelmişken, Gezin Tren İstasyonu çevresinde konsantre bakır cevheri için yürütülen inşaat faaliyetleri vicdanları daha da yaralamaktadır. Umulur ki bu uygulamadan vazgeçilir ve bölge insanı derin bir nefes alır.
Çünkü Hazar Gölü sıradan bir coğrafya değildir. Sulak alanları, tabiî bitki örtüsü ve zengin canlı hayatıyla korunması gereken eşsiz bir tabiat varlığıdır. Bu hassas ekosistemde yürütülen faaliyetlerin bitki örtüsünden kuşlara, diğer canlı türlerinden insanlara kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturabileceği yönündeki endişeler her geçen gün artmaktadır.
Daha düşündürücü olan ise bütün bu kaygılara rağmen kamuoyunu tatmin edecek açıklamaların yapılmamasıdır. Yapılacak açıklamanın ne olacağını tahmin etmek de zor değildir; asıl önemli olan, bu coğrafyanın geleceği konusunda insanların zihnindeki soru işaretlerinin giderilmesi ve Hazar Gölü'nün korunmasının her türlü hesabın üzerinde tutulmasıdır.
Gezin ile ilgili yazılarımıza ilgi göstererek arayan, mesaj gönderen ve yazıları paylaşan herkesin bu çabaya bir tutam tuz kattığını biliyorum. Sesimizi ancak bu şekilde daha geniş kitlelere ulaştırabildiğimizi görmek ayrıca anlamlıdır.
Bu vesileyle, yazılarıma gösterdikleri sabır ve destekten dolayı TURAN GAZETESİ’ne teşekkür ve minnet duygularımı, okuyucularım adına da ifade etmek isterim.