Dünya edebiyatının büyük bilgesi Lev Tolstoy, bundan yüzyıl önce yazdığı öykülerle aslında bugünün gazete manşetlerini, televizyon ekranlarını ve adliye koridorlarını rehin alan o büyük insani zaafları anlatıyordu. Bugün adına "büyük fon vurgunu", "kolay para tuzağı" ya da "sistemik çöküş" dediğimiz ne varsa; Tolstoy’un iki öyküsünde adeta birer kehanet gibi önümüzde duruyor:
İnsana Ne Kadar Toprak Lazım? ve Tek Bir Kıvılcım Tüm Evi Kül Eder.

Gelin; yüz binlerce yatırımcıyı vuran, milyarlarca dolarlık fon tasfiye krizine bir de Tolstoy’un gözlüğünden bakalım. Ancak bu kez sadece bireysel hırslara değil; suistimallerin tüm köyü nasıl küle çevirdiğine odaklanarak bakalım…

Pahom’un Hırsı ve Modern Derebeyleri

Öyküdeki köylü Pahom kendi halinde, dürüst bir adamken tek bir hırsın esiri olmuştu: Daha fazla toprak arzusu…Karşısına çıkan derebeyleri ona baştan çıkarıcı bir teklif sunmuştu:

"Günde 1000 ruble... Gün batımına kadar yürüyerek sınırlarını çizdiğin tüm topraklar senin olur. Ama güneş batmadan başlangıç noktasına dönemezsen paran yanar."

Bugün lüks plazaların arka odalarında kurulan, "yüksek getirili gizli fon" vaat eden modern derebeyleri ve mağdur tasarruf sahipleri…
“Daha fazla, daha fazla" diye diye 500 bine yakın yatırımcıyı ve tüm sistemi yaktılar.
Pahom daha fazla toprak uğruna,güneşin batışını ihmal edip canından olmuştu.
Tolstoy’un Pahom için söylediği o acımasız son söz, bugün finansal olarak dibe vuran, itibarlarını kaybeden ve hapis riskiyle yüzleşen modern figürler için de geçerli:

"Onun ihtiyacı olan tek şey, başından topuğuna kadar olan iki metrelik bir topraktı."

Bugün ise o iki metrelik yer, bir mahkeme salonunun sanık sandalyesinden başka bir şey değil.

Göz Göre Göre Büyüyen Kıvılcım

Peki ya madalyonun diğer yüzü? Fon skandalının patlama anı ve sonrasındaki o zincirleme çöküş?
İşte orada sahneye İvan ve Gabriel’in hikayesi çıkıyor. Bir yumurta davası yüzünden birbirini tüketen, mahkemelerde ömrünü harcayan iki komşu... İntikam inatlaşması öyle bir boyuta varır ki Gabriel sinirle İvan’ın samanlığını ateşe verir. İvan, alevleri gördüğü ilk saniyede ceketini alevlerin üzerine atıp yangını söndürebilecekken, öfkeyle Gabriel’in peşinden koşmayı seçer. Karşılıklı öfkeyi kontrol edecek, onları durduracak adil ve akil birileri olmayınca o küçücük kıvılcım rüzgarla büyür; sadece İvan'ın değil, Gabriel'in ve tüm köyün evlerini küle çevirir.
Bugün de bizim Köy yanıyor!

Masum Yatırımcının Yangın Kapanı

Tolstoy'un öyküsündeki en korkunç an, yangının evlerin kapılarını sarıp insanları içeri hapsettiği andır. Bugün tasfiye edilen o fonların içindeki hisseler borsada hâlâ işleme açık. Ancak her gün "taban taban" giderek değer kaybediyorlar.
Yangın büyüdükçe büyüyor, tahtalar kilitleniyor, likidite kuruyor ve içeride kalan masum yatırımcı elindeki varlığı satamıyor! Yani sadece suistimali yapan Gabriel'in evi yanmıyor; o fonlara, o hisselere güvenip tasarrufunu emanet eden tüm köyün —borsadaki yüz binlerce küçük yatırımcının— evi cayır cayır yanıyor. Kapılar kilitli, alevler bacayı sarmış ve kimse dışarı çıkamıyor.

Günümüzün fon skandalları ne sadece birkaç insanın saflığıdır ne de izole bir finansal arıza... Bu skandal; Pahom’un doymak bilmeyen mülkiyet hırsı ile İvan ve Gabriel’in hikayesindeki o ölümcül suistimallerin ve alevleri izleme gafletinin modern finans dünyasındaki kusursuz bir birleşimidir.

Piyasa geleceği ve güveni satın alır. Kibir ve usulsüzlük kıvılcımı finansal kalbe düştüğünde, yetkililer onu ceketleriyle hemen söndüremezse; yarın köy tamamen küle döndüğünde suçluyu yakalamış olmanın hiçbir kıymeti kalmayacaktır.