Kıymetli TURAN Gazetesi okurları, elektrifikasyonun hız kazandığı, fosil yakıtların ekonomik ve çevresel maliyetlerinin giderek ağırlaştığı bir dünyada, Türkiye de enerji dönüşümünü konuşuyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın son açıklamaları, yenilenebilir enerji ve yerinde üretim konusunda güçlü hedefler ortaya koysa da, sahadaki uygulamalar ve karar süreçleri bu hedeflerle ne kadar uyumlu, tartışmaya açık.
2035 yılı için güneş ve rüzgârda 120 bin megavat kurulu güç hedefi, kağıt üzerinde son derece iddialı ve doğru bir vizyonu yansıtıyor. Ancak bu hedefe ulaşmanın sadece rakam açıklamakla mümkün olmadığı da açık. Elektrifikasyonun sanayi, ulaşım ve binalar ölçeğinde yaygınlaşması gerekirken, Türkiye’nin bu alanda birçok ülkenin gerisinde kaldığını kabul etmek zorundayız. Elektrikli ulaşım, ısı pompaları ve akıllı şebekeler gibi başlıklarda halen sınırlı bir yaygınlık söz konusu.
GES yatırımları tarafında ise en çok eleştirilen konu, sürekli değişen mevzuat ve yönergeler. Yatırımcıyı uzun vadeli plan yapmaya teşvik etmesi gereken enerji politikaları, ne yazık ki sık revize edilen uygulamalarla belirsizlik üretiyor. Bugün teşvik var, yarın bağlantı kısıtı; bugün öz tüketim serbest, yarın yeni bir sınırlama… Bu tablo, özellikle orta ve küçük ölçekli sanayici için ciddi bir öngörü sorunu yaratıyor.

2026 yılı için ilan edilen 3 bin 500 megavatlık öz tüketim amaçlı yeni bağlantı kapasitesi, doğru yönde atılmış bir adım. Ancak bu kapasitenin gerçekten tabana yayılabilmesi için başvuru süreçlerinin sade, kriterlerin şeffaf ve kuralların uzun süre değişmeyecek şekilde belirlenmesi şart. Aksi halde, ‘yerinde üretim’ söylemi sahada karşılık bulmakta zorlanır.
YEKA modeli, yerli ekipman kullanımını teşvik etmesi açısından önemli bir araç. Fakat YEKA’nın büyük ölçekli projelere odaklanması, dağıtık üretim ve çatı GES potansiyelinin yeterince değerlendirilememesine yol açıyor. Oysa enerjide gerçek dayanıklılık, birkaç büyük santralden değil; binlerce küçük ve orta ölçekli üretim noktasından geçiyor.
Antalya’da yapılacak COP 31, Türkiye için önemli bir vitrin olabilir. Ancak bu vitrinin arkasının dolu olması gerekiyor. Temiz enerji, evet, birçok soruna çözüm sunuyor; fakat istikrarlı mevzuat, net bir elektrifikasyon stratejisi ve uygulamada süreklilik olmadan bu çözüm potansiyeli sınırlı kalır.

Özetle; hedefler doğru, niyet güçlü. Ancak GES mevzuatındaki sık değişiklikler ve elektrifikasyonda yaşanan gecikmeler giderilmeden, bu hedeflerin sahada tam karşılık bulması zor. Enerji dönüşümü, sadece ne yapılacağını değil, nasıl ve ne kadar kararlılıkla yapılacağını da göstermeyi gerektiriyor.

Esen kalınız…