Bugün yapay zekâya sorduğumuz her soru, aslında daha parlak bir geleceğin ilk kıvılcımlarını taşıyor. Ekranımızda beliren her yanıtın ardında devasa bir enerji gücü olsa da bu durum bizi karanlık bir tabloya değil; tam aksine insanlığın en büyük enerji devrimine sürüklüyor. Dijital beynin bu “iştahlı” enerji ihtiyacı, yıllardır yerinde sayan enerji teknolojilerini adeta uykusundan uyandırdı.
Pek çoğumuz verilerimizi “buluta” yüklediğimizde, onları soyut ve ağırlıksız bir boşlukta sanıyoruz. Oysa o görünmez bulutun arkasında; devasa betonarme binalar, kilometrelerce uzanan kablo ağları ve soğutma için durmaksızın çalışan dev kuleler var. Yapay zekâ, tıpkı bizler gibi çalışabilmek için “yakıta” ihtiyaç duyuyor. Ancak bizim karbonhidrat ihtiyacımızın aksine, onun menüsünde saf elektrik var. Tek bir sorgu, bir LED ampulü sadece birkaç dakika yakacak kadar enerji harcasa da dünya genelindeki milyarlarca talep, karşımıza Bitcoin madenciliğini bile geride bırakan devasa bir fatura çıkarıyor.
Yapay zekânın yaşamını sürdürebilmesi için en az elektrik kadar kritik bir kaynağa daha ihtiyacı var: su. Binlerce sunucunun yarattığı o muazzam ısıyı dizginlemek için her 20–50 soruluk sohbet seansında yaklaşık yarım litre tatlı su buharlaşıp gidiyor. Özetle; dijital dünyanın bu sanal zekâsı, fiziksel dünyanın kaynaklarına sandığımızdan çok daha bağımlı.
2 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM VE YERLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ
Yapay zekânın yarattığı bu devasa enerji talebi, küresel piyasaları hareketlendirmekle kalmıyor, Türkiye’yi de bu yarışın merkezine çekiyor. Suudi Arabistan’ın Türkiye’de gerçekleştireceği 2 milyar dolarlık dev enerji yatırımı, bu yeni dönemin en somut nişanesi niteliğinde. Ancak bu yatırımın en kritik noktası, projenin Türk şirketleri ile %50 yerlilik oranı şartıyla hayata geçirilecek olmasıdır.
Bu hamle, yerli enerji ve teknoloji firmalarımız için sadece bir finansman kaynağı değil, aynı zamanda küresel bir rüşt ispatı anlamına geliyor. Yerli şirketlerimiz; güneş panellerinden rüzgâr türbinlerine, akıllı şebeke yazılımlarından enerji depolama sistemlerine kadar bu devasa projenin tam kalbinde yer alacak. %50 yerlilik kuralı, dışa bağımlılığı azaltırken Türkiye’nin yapay zekâ veri merkezlerini besleyecek “yeşil enerji” kapasitesini de yerli mühendislikle inşa etmesini sağlayacak.
ENERJİ LİMANI OLARAK TÜRKİYE
Yapay zekâ veri merkezleri artık sadece teknoloji üsleri değil, aynı zamanda devasa birer “enerji limanı”. Türkiye, Arabistan’dan gelen bu yatırım rüzgârıyla iki büyük fırsatı yakalıyor:
* Teknolojik sıçrama: %50 yerlilik payı, yerli enerji şirketlerimizin kapasitesini bir üst lige taşıyacak. Bu durum, sadece enerji üretmek değil, enerji teknolojisi ihraç etmek anlamına geliyor.
* Küresel cazibe merkezi: ABD ve Çin’in enerji krizini tartıştığı bir dönemde Türkiye; güvenli, yerli ve sürdürülebilir enerji altyapısıyla küresel yapay zekâ oyuncularını Anadolu topraklarına çekebilir.
Türkiye, 2 milyar dolarlık bu yerli ortaklık hamlesiyle geleceğin ışığını sadece izleyen değil, o ışığı üreten ana aktörlerden biri olma yolunda dev bir adım atıyor. Türk şirketleri için artık soru “Yatırım gelecek mi?” değil, “Gelen bu yatırımın teknolojik transferini ne kadar hızlı özümseyebiliriz?” sorusudur.
Gelecek, yapay zekâ ile sadece akıllı değil; aynı zamanda yerli, millî ve tertemiz olacak.
Hayırlı haftalar dilerim.