Halkı susturmanın araçlarından biri dindir. Tarih boyunca despot, menfaatperest yöneticiler tarafından sıklıkla kullanılmıştır.

Hilafetin dinileştirilmesi, kutsallaştırılması da bu gerçekle ilgilidir. Bunu en çok Emeviler yapmıştır: saltanatlarını emniyete almak için kendilerini Allah'ın yeryüzündeki gölgesi ve Allah'ın çizdiği kaderin bir tecellisi olarak takdim etmişlerdir.

Kader kalemi Allah'ın elinde olduğuna göre onun hilafete layık gördüklerini başkasının eleştirmeye, tenkit etmeye hakkı olur mu?

Ancak hilafeti kutsallaştıran sadece Emeviler değildir. Cumhuriyetle birlikte Hilafetin kaldırılması dinileştirilerek bir muhalefet aracı haline getirilmiştir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından bizar olanlar en çok Hilafet meselesini kurcalamışlardır.

Hilafet bir yönetim şeklidir ve dinle hiç bir alâkası yoktur. İslam, bir yönetim şekli vazetmemiş, bunu zamana şartlara, insanların kendilerine bırakmıştır. İslam'ın dediği; adalet, şura (seçim), liyakat gibi devletin şekli değil, ruhu ile ilgili şeylerdir.

Kutsallaştırılan hilafet ve halifelerin hayatına bakıldığında nasıl bir çelişki ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Kerbela da Hz. Hüseyin ve yakınları katledilir. Peygamberin kızları (torunları) baş ve göğüsleri açık vaziyette azgın develere bindirilerek Yezit'e götürülür. Hz. Hüseyin'in oğlu Ali daha çocuktur, öldürmek için baliğ olup olmadığını anlamak için avret yerine bakılır. Halife Ömer bin Abdülaziz'e kadar hutbelerde Hz. Ali'ye küfür edilir.

Kutsallaştırılan bu makamda oturanlardan Yezit, "Haşim oğulları, iktidar için peygamberlik oyununu oynadılar; yoksa gökten gelen haber de yok, inen vahiy de yok" der. Bunun insanı İslam çerçevesi dışına çıkaracağını söylememe gerek yok. Aynı Yezit babasından çocuk doğurmuş kadınlarla birlikte olur. Kırk âlimi çağırıp, bu âlimlerden halifeler için hesap ve azap olmadığına dair fetva alır, o dönem bazı din adamları halifelerin noteri gibi çalışırlar. Bir başka halife Velit bin Yezit, Kuran'ı parçalar;"sen mahşer günü Rabbinin huzuruna çıkınca,"Beni Velit parçaladı de" der. Mushaf’ı bir yere sabitleyip ona oklar yağdırır, Kabe duvarında şarap içmeyi takıntı haline getirir. Muaviye, Medine'ye su götürme bahanesi ile Hz. Hamza ve Uhut şehitlerinin yattığı mezarlıktan tam da Hz. Hamza'nın mezarının bulunduğu yerden kanal geçirir. Emevi iktidarını tahkim etmek için bu dönemde yüzlerce hadis uydurulur. Dini kullanmak yetmez, adeta yeni bir din uydurulmaya çalışılır. Aynı dönemde mancınıklarla Kâbe duvarı yıkılır ve daha bir çok cinayete imza atılır.

Emevilere gelinceye kadar halifeler kendilerini Resulullah’ın halifesi olarak takdim etmişlerdir. Emeviler’den itibaren halifeler Allah'ın halifesidir. Hilafet dünyevi bir makam olmasına rağmen böyle din ile iç içe geçirilir. Korkutulan, sindirilen veya çıkar peşinde koşan din adamları ile hilafet kutsallaştırılır. Uydurma hadislerle bu cürümler, suçlar, ahlâki zaaflar görünmez hâle getirilir. Halife hayat veren, hayat alan bir makama dönüştürülür.

Bugün İslam dünyasında çok seslilik kültürünün, kurumsallaşmış bir muhalefetin bulunmayışının en önemli nedenlerinden biri budur. Din zırhına bürünmek, her türlü muhalefeti gayri meşru duruma düşürmüş, önünü kesmiştir. Hilafetin dinle münasebetinin bulunmadığını İmam-ı Âzam gibi büyükler anlayıp muhalefete mesela Zeyd bin Ali'ye destek olmuşsa da onun gibi kutlu kişilerin sesleri etkili olmamıştır. Sözün özü, Hilafet tek kişilik bir yönetim şekli ve dünyevi bir kurumdur. Tarih boyunca bir çok cinayetin, dine sığmayan icraatın kaynağı olmuştur. Şimdi de dinle ilgisiz olmasına rağmen din kisvesi giydirilmiş bir muhalefet aracı olarak kullanılmaktadır.