Birkaç gün önce sosyal medyada rastladığım Elazığ’daki okullar da yapılan ramazan etkinlikleri, beni kendi öğrencilik yıllarıma taşıdı!
Elazığ’da bizim nesil çocuklar inancımıza ilişkin yaptırım ve bilgileri ailemizden öğrendik. Ailemizden ve Elazığ ortamından aldığımız dini ve ahlaki değerleri içtenlikle benimsedik. Bizim yıllarda aileler çocuklarını kendi mahallelerindeki iyi niyetli kadın hocalara Elif Ba öğrenmek için gönderirlerdi. Ayrıca bu kurslara düzenli olarak katılanlar Hatim indirirdi. Bizlerin, dinimizi içeriğindeki özle ve peygamber ahlakı ile iç dünyamızda derinliğine yaşamamız sağlandı. Yıllar sonra yaptığım araştırmalardan, 1960 öncesine kadar yaşanan Elazığ’ın nitelikli dini ve ahlaki algısında, Harput medreselerinde yetişen seçkin din adamlarının etkisi olduğunu anladım.
İçinde bulunduğumuz ay, Yüce Allah’ın emirlerinin peygamberimize bildirilmeye başladığı ay olan Ramazan ayı. Bizim nesiller Ramazanları, nefse hâkim olmak, aç ve yoksulların halini anlamak, haramdan uzak durmak, yardımlaşmak, paylaşmak ve ruhen iç dünyamızdaki tanrımıza sığınmak olarak algıladık.
Bilindiği üzere Cumhuriyetle birlikte Türkiye’de yeni ve çağdaş eğitim sistemi uygulanmaya başladı ve benimsendi. İlkokul ve orta eğitim kurumlarında verilen eğitim, çağın gerekleri doğrultusunda, aklı, bilimi, teknolojiyi esas alan, dinin bir siyasi araç haline gelmesini engelleyen bir yapıya kavuşturuldu. Yani bizim nesillerin okuduğu yıllarda okullarımız, iç dünyamızdaki inancımızdan bağımsız, bilgi öğrenme ve hayata hazırlanma kurumlarıydı. Elazığ’da laik eğitim sistemi benimsenmişti, aileler kız erkek ayırımı gözetmeden çocuklarının geleceği için onları okutmanın önemini kavramıştı. Velhasıl bizim nesiller o yıllarda devletimizin sağladığı çağdaş okullarda yetiştik.
1950’de Demokrat Partinin seçimi kazanmasından sonra İlkokul beşinci sınıflara din dersi konuldu. Beşinci sınıfta din dersimiz olduğunu ve din dersimize başöğretmenimizin girdiğini bugün gibi hatırlıyorum.
Ne var ki Demokrat parti ile birlikte başa gelen sağ iktidarlar, seçimleri kazanmak için Türkiye’de din istismarı başlattılar. Sadece okul tedrisatlarına din dersi eklemekle yetinilmedi, Türkiye’nin tüm şehirlerinde çocukların ideolojik dönüşümünü sağlamaya yönelik kuran kursları açıldı. On yıllar boyunca tüm şehirlerimizde kuran kursları adı altında milyonlarca çocuğun beyni yıkandı. Kuran öğretme adı altında çocuklara laiklik, cumhuriyet ve Atatürk karşıtı telkinler yapıldı. Aldıkları eğitimle beyni yıkanan milyonlarca çocuk büyüdü, hayata atıldı ve din istismarcısı sağ partilere oy verdi.
Öte yandan emperyalist ülkelerin ve sağ iktidarların desteğiyle kontrolsüz güç odakları haline gelen tarikatlar ve cemaatler tüm Türkiye’ye yayıldı. Toplumu ayrıştıran, kamu kurumlarında kadrolaşan, liyakat yerine sadakati esas alan, şeffaf olmayan bağış ve ticaretlerle zenginleşerek devlet otoritesini sarsan tarikat ve cemaatler on yıllar boyunca yapılaştı. Açtıkları ilk ve orta öğretim okullarında bilimsel ve laik eğitim yerine dogmatik ve tek yönlü eğitim vermeye başladılar. Bu cemaatlerden biri de iktidarın desteğinde fitne, iftira ve yalanlarla Ergenekon operasyonunu kurgulayan, sonra da dikta rejimi kurmak için kanlı girişimde bulunan ve 250 kişinin ölümüne neden olan FETÖ Terör örgütüydü.
Ayrıca genç beyinleri etkilemeye yönelik, vergi ödemeyen, denetlenmeyen pek çok dernek ve Vakıf kuruldu. Bu vakıflara, iktidar belediyeleri tarafından parasal destekler sağlandı, kamuya ait gayrimenkuller tahsis edildi. Türk Ceza Hukuku hükümlerine göre suç olan kaçak tarikat kursu açmak, kanundan çıkarıldı. Ardından ülkenin yoksul aile çocukları ne olduğu belirsiz ahlaksız yobazların kucağına itildi. Din eğitimi veren Dernek, vakıf ve cemaatlerde sapık din adamları ve eğitimcilerin çocuklara tecavüz ettiği, 6 yaşındaki kız çocuğu ile evlendiği, mağdur çocukların intihar ettiği, zenginleşen tarikatlarda miras kavgaları yaşandığı ve bunun gibi daha nice gerçek dinle bağdaşmayan ahlak dışı şeyler medyada defalarca haber yapıldı. Ülkeyi yönetenler, ülke yönetimindeki başarısızlıklarını örtmek için, hukukun, adaletin ve dinin gereği olan ahlaki değerleri gözetmeden, toplumdan “itaat”, “vicdan” ve “sabır” istediler.
Tüm yaşananlar yetmezmiş gibi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından laik eğitim göz ardı edilerek, ÇEDES kapsamında okullarda imam, vaiz veya Kur'an kursu öğreticisi gibi din görevlilerinin eğitim vermesi sağlandı.
Son olarak da bu sene Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Milli Eğitim Bakanlığının genelgeleri gereğince Elazığ da dâhil tüm kentlerde, ilk ve orta öğretim okullarında, ramazan ayı etkinlikleri düzenlendiği, bu kapsamda yiyecekler dağıtıldığı, okul duvarlarına resimler ve afişler asıldığı gibi haberler yer aldı medyada…
Konunun yorumunu siz değerli okurlara bırakıyorum!