İdeal insanlarla, kurumlar güzelleşir. Kendisini daha iyi ifade etme zeminine kavuşur. Abdurrahim Karakoç, “Gönül Verdiğim” şiirinde şöyle seslenirler; “Yesi’deki kutsal aşkın mayası/ Malazgirt’te Alparslan’ın rüyası/ Söğüt’teki has kilimin boyası/ Bir güzel ülküdür gönül verdiğim”  

Merhum Prof. Dr. Osman Turan Hoca, “Din ve Medeniyet” isimli eserinde şöyle der; “insan, iman ve mefkûreden mahrum kaldığı, yüce mürşit vr manevi zevklerin cazibesinden uzaklaştığı nispette hayır ve saadet yolunu şaşırır, ruhi boşluk içinde ızdıraba düşer ve cemiyete zararlı olur.”

Şu hayatı yorumlayamadığınız ve onu dizginleyemediğiniz zaman, ‘ya ot gibi olacaksınız, rüzgârın estiği yönde eğileceksiniz’ veya insan olmanın haysiyetiyle ayağa kalkacak ve esen hayat rüzgârına sizler gem vuracaksınız.

Buradan nereye geleceğim, “Elazığ Şehrinin erdemli insan dokusuna…” O dokunun günümüze taşıdığı münevver insan fotoğrafına…

O fotoğraf karelerine iyi bakalım ve de sağlıklı okuyalım.

“İdeal İnsan” şiirimizde şöyle diyoruz; “Kimdir de hele; ideal insanı/ Yüreğinde sevgi aşkla dolanı/ Memleket için gül gibi solanı/ Vefalı, vakıf bir insan olanı/ Sevdasında mum kimin eriyeni/ Kolay mı her zaman veren el olan!”

Bu şehrin tarihinde, “ideal bir neslin sevdasıyla yüreği yangına dönenler…” oldu! Bu güzel insanların, ‘aklı, fikri, zikri…’ dostluk üzerindeydi. Onlar gayet iyi biliyorlardı; “iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe hakiki imana sahip olamazsınız!”  Israrla ne diyoruz, “rol- model insanlar hafızalarda yaşatılmalıdır!” Gelecek kuşaklar, ‘geçmişin erdemli şahsiyetleriyle…’ geleceğe iz sürmeliler.

Fethi Gemuhluoğlu’nu o meşhur seslenişinden; “İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak,  Kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak gibi kademe kademe,

Ama entegre, bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecburdur.”

Gemuhluoğlu ‘türkülerimiz’ isimli makalesinde;

“Türküler ve şarkılar var. Türküler ve şarkılarda halk var. Millet var. İnsan var.

Türkülerde ve şarkılarda şiir var, hikmet var, yaşama kuralları var.  Türkülerde ve şarkılarda ahlak var, töreler var gelenekler var.  Ve asıl en mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var.  Müşahhas olarak yürek, mücerret olarak gönül var.”  

Bu şehir insanı; Ahmet Kabaklı’yı, eserleriyle birlikte iyi okumalıdır. 01 Ocak 1972 tarihinde yayın hayatına başlayan “Türk Edebiyatı Dergisi…” ve günümüze kadar gelen, “Çarşamba Sohbetleri!” bir neslin yetişmesinde çok önemli roller oynayacaktır.

Destan Şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “1980’li yıllarda Doğu Türkistan Vakfının başında olduğu yıllarda çıkarmış bulunduğu ‘Doğu Türkistan’ın Sesi Dergisi’ Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak çıkaracaklar!” Bütün bunlar, bir Elazığlı insanın sabrıyla, azmiyle gerçekleşiyordu.

Av. Fikret Memişoğlu, “başarılı bir hukukçu, iyi bir edebiyatçı, bir öğretmen, bir folklor araştırmacısı, yazar, şair olarak bir döneme imza atacaklar!”  Onun çıkardığı, “Yeni Fırat Dergisi” günümüzde halen önemli bir kaynak eserdir. Bu şehrin, ‘şarkı ve türkülerini TRT arşivlerine kazandıran…” dönemin aydınlarına bir okuldur…

Folklor Araştırmacısı İshak Sunguroğlu, “Harput Yollarında…” isimli dört ciltlik eseri, bu şehre gönül veren her Elazığlının kütüphanesinde yerini almıştır.

Elazığ Basını denilince ilk akla; “01 Mayıs 1930 tarihinde yayın hayatına başlayan Turan Gazetesi ve İhsan Turanla birlikte 4 nesil hafızalarınıza gelir!” Bu nedir, ‘geleceği görmektir. Ufuk ve gaye insanı olmaktır’

Fırat Üniversitesi ile kurucu rektör Prof. Dr. Mustafa Temizer ismi… Bu şehrin, ‘vefalı, fedakâr, gayretli ve azimli bir dostudur…’

Hüseyin Cahit Yalçın, “insan denilince akla ideal gelir!”

Orhan Şaik Gökyay, “Güçsüzler için imkânsız, korkaklar için müthiş görünen şeyler, kahramanlar için bir ülküdür.”  İdeal insanların başındaki kurumlar idealleşir. Hayat, ‘idealist insanlarla bir anlam kazanır.’