Duayen gazeteci Yücel Çakmak ile 'Şehir Kulisi' Elazığ'da gündemi belirlemeye devam ediyor...
Bu memlekette nedense hep aynı konuları tartışıyoruz.
10 gün “Çimento Fabrikası taşınsın” deriz...
Sonra 10 gün “Yağmur yağdı. Alt yapı çöktü” ...
10 gün “Niye bizden Bakan çıkmıyor?”
Senede bir gün “Kültür Yolunda niye yokuz?”
Konu bitince yine başa sararız.
Sadece konuşur ve hesap sorarız. Tabii sora biliyorsak!
İşte “Kültür Yolu” tartışması yeniden başlıyor.
Tiyatro Yönetmeni ve Sanatçısı Mahmut Yıldırım da patlayan isimlerden:
“Elazığ önce il olsun sonra.
Daha Elazığ'daki yetkililerimiz bu şehirde kaç tiyatro ekibi var kimler var, şehirde kaç kez festival yapılmış, kaç kere Sanat için toplantı yapılmış, Elazığ'ı temsil eden kaç sanatçı var bunları bilmezken Kültür yolu Elazığ'a verilmesi zaten ahmaklık olurdu.
Elazığ'da Kültür demek milyonlar verip 4 playback şarkı söyletmek, köfte Festivali yapmak, dışarıdan gelen ekiplere kol kanat açmak ve sosyal medyada iki tanıtım yaparak kendini Kültür elçisi sanan denyolara prim vermek.
Kültürümüz yok ki yolumuz olsun...
Belediye şehir tiyatrosu olmayan şehire Kültür Yolu verilmez.
Üzerine alınan alınsın...”
Birkaç kelamda ben edeyim...
Evet bu memleket henüz il olamadı...
Neden olamadı?
Sivil Toplum Örgütlerin başında olanlar koltuk derdinde oldukları sürece, hangi yolda olduğumuzu bilemezler ve kendilerini kırmızı halıda yürümüş sanırlar.
Bu ilin gazetecileri birbirini boğazlarsa ve cep telefonu ile gazetecilik yaparlarsa birilerinin arka bahçesi olmaya devam ederiz.
Sırf bizi alışverişte görsünler diye konuşmaya devam...
****** ****** ******
Bizim mahalle yine karıştı...
Biri bir kaset yayınladı. Kırk akıllı kaseti sorgulamadı, “Neden kaset yayınlandı?” diye hesap sordu.
Biri arabasını yanlış park etti. Kırk akıllı trafik polisi oldu.
Gel de “Neden Kültür Yolu’nda değiliz” diye sor...
Kim seni ciddiye alır?
****** ****** ******
Arkadaşımıza bir sorumluluk verdiler.
Adam görevini bir türlü yapamadı.
Önce siyasiler, sonra dernek başkanları, çocukluk arkadaşları ve akrabalar derken kutlamalar bitmedi.
Ya bırakın da adam “Neden Kültür Yolu’nda değiliz” diye sorgulasın...
Ya da “Elazığ’ın yolları köstebek yuvasına döndü” diyebilsin.
Ama nerdeee?
****** ****** ******
Elazığ Tanıtım Günleri sorgulanmalıdır.
Tanıtım değil, tüketim günleri...
Bir şehir, yediğiyle değil; ürettiği ve yetiştirdiği insanlarla tanınır.
Elazığ Tanıtım Günleri. Her yıl, büyükşehirlerin fuar alanlarında benzer görüntüler... Aynı esnaf, aynı ürünler, aynı halay, aynı sanatçılar. Birkaç stant, kebap dumanı, peynirli ekmek ve hatır için uğrayan Elazığlılar. Bu tür etkinlikleri her il yapmıyor. Daha çok taşra kentlerine ait bir faaliyet. Peki bu “gösteri”, gerçekten bir tanıtım mıdır, yoksa bir hatır günü müdür?
Kime, neyi tanıtıyoruz? Zaten Elazığlı olan birine Elazığ’ın yağını, peynirini, kebabını mı? Yabancı ziyaretçi sayısı yok denecek kadar az; gelenler de genellikle tanıdık hatırına uğramış kişiler. Dahası, tüm bu etkinlikler ciddi bir kaynak tüketimi anlamına geliyor. Fuar kirası, lojistik, konaklama, organizasyon masrafları... Karşılığı ise birkaç gün sosyal medyada dönen birkaç görüntü. Yani şimdi Elazığ bu mu?
Gerçek tanıtım; üretilen mal ve hizmetle, bilimde, sanatta, sporda, düşüncede ön plana çıkan insanların yetiştirilmesiyle olur. Eğer bir akademisyen, sanatçı ya da sporcu tanınıyorsa ve onun kimliğinde “Elazığ” yazıyorsa, işte o zaman Elazığ tanıtılmış olur. Elazığ’ı güçlü kılacak olan şey, bir fuar değil; onun her sahada ülkeye kattığı değerlerdir. Elazığ Tanıtım Günleri işlevsizdir, artık bu israf döngüsüne son verilmelidir.