Tarih yaprakları 31 Ocak 1952’yi gösteriyor. Radyolarda Zeki Müren çalıyor, Türkiye NATO’ya yeni girmiş, Demokrat Parti iktidarının balayı yılları…


Her yerde “Büyük Türkiye” nutukları atılıyor, barajlar, yollar, fabrikalar vaat ediliyor. Ankara’da kravatlı bürokratlar “Muasır medeniyetler seviyesine” asansörle mi merdivenle mi çıkalım diye tartışadursun, Gümüşhane’nin Kelkit kazasında yaşam biraz daha… e nasıl desek? “Yalın” ya da eskilerin deyimiyle “sâde” yaşanıyor...


Ama bu öyle bir sâdelik ki, emin olsun Japonlar görse “Bu kadar da sâdeleşmeyin, abartmışsınız” dermiş.

Kelkitli bir grup yurttaş, bakıyorlar ki memlekette devleti temsil eden kimse kalmamış, toplanıp Ankara’ya; Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a, Başbakan Adnan Menderes’e ve vekillere bir telgraf çekmeye karar veriyorlar. Ama ne telgraf! Ne bir küfür, ne bir isyan, ne de kaba bir söz… Sadece saf, katıksız ve vurucu birkaç Anadolu insanı dokunuşu…


Telgrafın metni, bugün bile iletişim fakültelerinde “Siyasal Hiciv” dersi olarak okutulmalı. Kelkitliler, devletin varlığını “yokluğuyla” öyle güzel yüzüne vuruyorlar ki, okurken hem gülüyor hem de o dönemki postane memurunun bu metni tuşlarken döktüğü ecel terlerini hissediyorsunuz.


Gelin, Kelkitlilerin Ankara’ya geçtiği o efsanevi telgrafa göz atalım:


“Vilayeti: Gümüşhane; Kazası: Kelkit; Kaymakam: Yok; Doktor: Yok; Askerlik şubesi başkanı: Yok; Yargıç: Yok; Mal müdürü: Yok; Özel idare müdürü: Yok; Tapu sicil müdürü: Yok; Ortaokul müdürü: Yok; PTT müdürü: Yok. İşte biz böyle bir kazada Devleti Ali’nin yurttaşları olarak huzur ve güven içinde yaşıyoruz!..”

İşte, listenin o soğuk gerçekliğinden sonra gelen ve Ankara’daki koltukları titreten o kapanış sözü geliyor. Normalde hizmet alamayan yurttaşın, kızması, bağırması beklenir, değil mi? Hayır. Kelkitli yurttaşlar, nezaketlerinden asla ödün vermeden, İngiliz aristokratlarını kıskandıracak bir iğnelemeyle bitiriyorlar işi:


“İşte biz böyle bir kazada Devlet-i Ali’nin yurttaşları olarak huzur ve güven içinde yaşıyoruz!..”


Bu tümcedeki “Huzur ve Güven” vurgusu, tarihin gördüğü en ilginç taşlamalardan biridir.


“Kimse yok ki huzurumuzu kaçırsın” mı demek istediler?


Yoksa “Bizi o kadar kendi halimize bıraktınız ki, yöneticisizliğin o kaotik huzurunu yaşıyoruz” mu?


Öncelikle, bu telgrafın taşıdığı “Zekâ” ve “Zarafet” hâlâ aranıyor.

Bugün bir sorun olduğunda klavyeyi kırarcasına küfür etmek, hakaret etmek denli kolayı yok. İnsanlarımız da bu dili benimsemiş durumda… Aslında güç olan; derdini anlatırken karşındakini, senin zekâna saygı duymak zorunda bırakmaktır. Kelkitliler 1952’de bunu başarmış biz 74 yılda akla ve nezakete ilişkin ne varsa ikincil plana atmışız.

Gelelim Bugüne: Varlık İçinde Yokluk Çeken Elazığ’a...

Bugün o telgrafın üzerinden 70 küsur yıl geçti. Teknoloji gelişti, artık “YOK” demek için telgraf çekmeye gerek kalmadı; Twitter’dan etiketleyip, CİMER’e yazabiliyoruz. O dönem Kelkitlilerin sorunu “Fiziksel Yokluk” idi. Koltuklar boştu, muhatap yoktu.

Kelkitlilerin 1952’de yaşadığı ironinin daha acı bir versiyonunu bugün Elâzığ yaşıyor. Ama bir farkla: Bizde koltuklar dolu, ama etki yine “YOK”.

Kâğıt üzerinde bakarsanız Elazığ’ın maşallahı var! Milletvekilleri, bir bürokrat ordusu, müdürler, amirler, başkanlar... Liste 1952 Kelkit listesinin tam tersi; her makamda krallar gibi birileri oturuyor. Ama gelin görün ki; Kelkitli yurttaşın o gün hissettiği o “sahipsizlik” hissini, biz bugün bu kalabalığın içinde iliklerimize kadar hissediyoruz.


1952’de Kelkit’te koltukta kimse olmadığı için iş yapılmıyordu; 2026 Elazığ’ında koltuklarda oturanlar olduğu halde Elâzığ için pek bir şey yapılmıyor. Bu vekilleri ve bürokratları ne zaman mı görüyoruz? Yalnızca birbirleriyle “dayanışma” sergileyecekleri zaman ya da hamaset dolu nutuklar atılacağı zaman bir araya geliyorlar.


Kentin gerçek dertleri, yurttaşın çilesi, sokağın sesi söz konusu olduğunda ise 1952 Kelkit’indeki o “YOK” listesi, 2026 Elazığ’ında “VAR AMA YOK” listesine dönüşüyor.


Aklımıza gelen tek şey, nezaketten şaşmadan, kötü söz söylemeden, bağırmadan; Kelkitliler gibi yapmak:


“Vilayeti: Elâzığ. Vekil Sayısı: ÇOK. Bürokrasi: ÇOK. Ama etki: YOK. İşte biz böyle kalabalık bir protokolün ortasında, yalnızlığımızla huzur(!) ve güven(!) içinde yaşıyoruz...”

CEM BAYINDIR / 2026