Zaman, hiç olmadığı kadar hızlı; kalpler ise hiç olmadığı kadar yorgun ya , bu düşünceler aklımı kurcalayıp durunca bu satırları yazarken buldum kendimi…

Bir sözün kıymeti, manasında değil; kaç kişiye ulaştığında ölçülüyor artık. Hakikat, sessiz olduğu için geri planda; gürültü, bağırdığı için başrolde. Kulaklarımızda çınlayıp duruyor ya hep VİRAL!!! Nedir bu modern çağın sürprizi VİRAL…

Viral, bir içeriğin (video, haber, fotoğraf, söz, etiket) çok kısa sürede, kullanıcıdan kullanıcıya hızla yayılması demekmiş ve kelime kökeni virüsten geliyormuş.(vikipeti böyle söylüyor) Üzerinde biraz düşününce anladım ki; Nasıl bir virüs hızla yayılıyorsa, viral içerik de aynı şekilde kontrolsüz ve çarpan etkisiyle dolaşıma giriyor. Viral, içeriğin değeriyle değil; yayılma hızıyla ölçülen bir görünürlük hâli gibi geliyor bana.

Viral kültür, bir toplumda anlamın; derinlik, doğruluk ya da hakikatle değil, ne kadar hızlı yayıldığı ve ne kadar etkileşim ürettiği üzerinden değer kazandığı kültürel iklimidir ve toplumun düşünerek değil; refleksle hareket etmesini sağlayan yeni hegemonya biçimidir. İşte adına viral kültür dediğimiz bu hâl, modern insanın kalbine düşen yeni bir imtihandır belki de…

Tasavvuf, yüzyıllar önce uyarmıştı bizi;

“Her duyulan söz, söz değildir; her görünen hakikat değildir.”

Ama biz, görmeyi bilmek yerine bakmaya; duymayı bilmek yerine işitmeye razı olduk. Ekranlar çoğaldıkça, kalbin gözü karardı.

Viral olan şey, çoğu zaman nefsin hoşuna gidendir. Öfke hızlıdır, kibir parlaktır, teşhir ise cazip. Oysa hakikat mahcuptur; kendini pazarlamaz. Hızla dolaşıma giren sözler, çoğu zaman irfan değil, heves taşır. Nefis alkış ister; hakikat sükût.

Büyüklerimiz hep “Az söyle, çok işit” derdi. Bugün ise herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Çünkü viral kültürde dinlemek etkileşim getirmez. Sükût paylaşılmaz, tefekkür trend olmaz. Ama insanı inşa eden tam da bunlar değil midir?

Bir sözü paylaşmadan önce “kaç beğeni alır” diye soran kalp ile “bunun vebali var mı” diye soran kalp aynı kalp değildir.

Eskiler , kalabalıktan kaçardı; çünkü kalabalık nefsi beslerdi.Bugün ise kalabalık cebimizde. Her an, her yerde. Ve insan, farkında olmadan kalabalığın dilini öğreniyor. Linci adalet, teşhiri hakikat, ifşayı erdem sanıyor.

Oysa biliyoruz ki;Hakikat bağırmaz, çağırır.Çağırdığı yer kulak değil, kalptir.

Viral kültür, insanı görünür olmaya çağırır;tasavvuf ise görünmeden olgunlaşmaya.

Biri teşhirle büyür, diğeri mahremiyetle.

Belki de bu çağda en büyük direniş;her şeye yetişmek değil,her şeye kapılmamaktır.

Ve belki de dijital çağın dervişi;her gördüğünü paylaşmayan,her duyduğuna inanmayan,

sükûtunu koruyabilen insandır.

Çünkü gürültünün bu kadar arttığı bir dünyada,sükût hâlâ Hakk’a açılan en kısa yoldur.