Bir zamanlar bizi mutlu eden şeylerin artık aynı duyguyu uyandırmadığını fark ettiğimiz anlar olabilir. Çok sevdiğimiz bir şarkıyı dinleriz ama eskisi gibi hissetmeyiz. Arkadaşlarımızla bir araya geliriz ancak sohbetin içinde kendimizi bulamayız. Uzun zamandır beklediğimiz bir olay gerçekleşir fakat beklediğimiz sevinç bir türlü gelmez.
Bazen insanın hayatında görünürde hiçbir şey değişmemiştir. Aynı insanlar, aynı alışkanlıklar, aynı yaşam düzeni devam eder. Fakat kişinin yaşadıklarından aldığı haz azalmaya başlamıştır.
Psikolojide bu deneyimi anlamamıza yardımcı olan kavramlardan biri anhedonidir.
Anhedoni Nedir?
Anhedoni, kişinin daha önce keyif aldığı etkinliklerden artık eskisi kadar zevk alamaması veya haz alma kapasitesinde belirgin bir azalma yaşaması olarak tanımlanır.
Anhedoni yalnızca üzgün hissetmek değildir. Hatta bazı bireyler yoğun bir üzüntüden çok, duygusal bir boşluk ve ilgisizlik tarif eder.
Kişi sevdiği insanlarla görüşmek istemeyebilir, hobilerine karşı ilgisini kaybedebilir veya daha önce heyecan duyduğu olaylara karşı kayıtsız kalabilir.
Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Her isteksizlik anhedoni değildir. Zaman zaman yorgun hissetmek, bir etkinlikten sıkılmak veya eskiden sevdiğimiz şeylere ilgimizi kaybetmek yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak haz kaybının belirgin, sürekli ve günlük yaşamı etkileyen bir hâl alması klinik açıdan değerlendirilmelidir.
İnsan Neden Haz Alamamaya Başlar?
Haz alma deneyimi, beynin ödül ve motivasyon süreçleriyle yakından ilişkilidir. Bu süreçlerde dopamin dâhil olmak üzere çeşitli nörotransmitterler ve beyin ağları rol oynar. Ancak anhedoniyi yalnızca tek bir kimyasalın eksikliğiyle açıklamak doğru değildir.
Anhedoni, özellikle depresyonda görülebilen temel belirtilerden biridir. Bununla birlikte başka ruhsal ve fiziksel sağlık sorunlarında da ortaya çıkabilir.
Bazı kişilerde bir etkinliği yapma isteği azalırken bazı kişilerde etkinliğin içindeyken alınan keyif belirgin biçimde düşer. Dolayısıyla haz kaybı herkes tarafından aynı şekilde deneyimlenmez.
Anhedoni Tembellik Değildir
Anhedoni yaşayan bireylerin karşılaşabileceği en zor durumlardan biri, çevreleri tarafından yanlış anlaşılmalarıdır.
“Biraz dışarı çık, iyi gelirsin.”
“Her şeyin var, neden mutlu değilsin?”
“Biraz çabalasan düzelirsin.”
Bu cümleler iyi niyetle kurulsa da kişinin yaşadığı güçlüğü küçümseyebilir.
Çünkü bazen sorun kişinin mutlu olmak istememesi değil, eskiden kendisine iyi gelen şeylerden artık aynı hazzı alamamasıdır.
Bu nedenle anhedoniyi irade eksikliği, nankörlük veya tembellik olarak değerlendirmek doğru değildir.
Peki, Ne Yapılmalı?
Öncelikle kişinin yaşadığı değişimi fark etmesi ve kendisini yargılamadan gözlemlemesi önemlidir.
Haz kaybının ne zamandır devam ettiği, uyku ve iştah düzeninde değişiklik olup olmadığı, enerji düzeyi ve günlük işlevsellik üzerindeki etkileri değerlendirilmelidir.
Kişinin kendisini sürekli mutlu olmaya zorlaması yerine, küçük ve ulaşılabilir etkinliklerle günlük yaşamını desteklemesi yararlı olabilir. Özellikle depresyonla ilişkili durumlarda kullanılan davranışsal aktivasyon yaklaşımı, kişinin anlamlı ve ödüllendirici etkinliklerle yeniden bağlantı kurmasını hedefler.
Ancak anhedoni uzun süre devam ediyorsa, kişinin sosyal ilişkilerini, iş yaşamını veya temel sorumluluklarını etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek alınması önemlidir. Gerektiğinde fiziksel sağlık durumunun da değerlendirilmesi gerekir.
Mutluluğu Hissedememek, Onu Bir Daha Hissedemeyeceğimiz Anlamına Gelmez
İnsan bazen yalnızca hayatındaki insanlardan veya olaylardan değil, kendi duygularından da uzaklaşmış gibi hissedebilir.
Eskiden sevdiği şeylerin artık aynı anlamı taşımaması, kişinin kendisini tanıyamamasına neden olabilir.
Ancak bu değişimi kalıcı bir kişilik özelliği olarak görmek yerine, anlaşılması ve gerektiğinde tedavi edilmesi gereken bir belirti olarak ele almak önemlidir.
Çünkü ruh sağlığı yalnızca olumsuz duyguların yokluğu değildir. Aynı zamanda yaşamdan keyif alabilmek, ilişkiler kurabilmek, merak edebilmek ve bizim için anlamlı olan şeylerle bağımızı sürdürebilmektir.
Bazen insanın en çok özlediği şey bir kişi, bir yer veya geçmişte yaşadığı bir an değildir. O anları yaşarken hissedebildiği kendi hâlidir.
Ve o duygularla yeniden bağ kurabilmek mümkündür.