Beş Kardeşler ve eski belediye binası artık yalnızca hafızalarda yaşıyor. Bir zamanlar şehrin siluetine zarafet katan bu yapılar, bugün yerlerinde yükselen beton kütlelerin arasında değil, insanların içlerinde taşıdıkları hatıralarda varlıklarını sürdürüyor. Elâzığ, geçmişinden kalan izleri birer birer kaybederken geriye, eski günlerden bugüne ulaşabilen birkaç sessiz tanık kalıyor. İşte onlardan biri de PTT binasıdır.
Bu binanın hikâyesi, duvarlarından, pencerelerinden ve mimarisinden ibaret değildir. O kapıdan nice mektup geçti; nice hasretin, müjdenin, ayrılığın ve kavuşma umudunun yolu bu binaya düştü. Telgrafın heyecanı, mektubun sabırsızlıkla beklendiği günler, uzaklardan gelecek bir haberin insan yüreğinde uyandırdığı umut… Bütün bunlar, bir zamanlar bu şehrin hayatına karıştı. Harput türkülerinde posta, telgraf ve mektubun böylesine sık yer bulması da boşuna değildi. Haber beklemek, haber göndermek, uzaktakine sesini ulaştırmak, bu coğrafyanın yaşanmışlıkları arasındaydı.
Şimdi insan sormadan edemiyor: Bir zamanlar şehrin haberlerini taşıyan bu bina, kendi geleceğine dair meçhul bir haber bekler hâle mi geldi?
Elâzığ’ın eski kartpostallarında yer alan bu yapı, bugün işlevsiz durumda olsa da tarihî ve kültürel değerini yitirmiş değildir. Ne var ki geçmişin izlerini korumak yerine onları gözden çıkarmaya yatkın bir şehircilik anlayışı karşısında insanın kaygılanmaması mümkün değil. Beş Kardeşler’in ve eski belediye binasının ardından şimdi de PTT binasının geleceği belirsizliğe bırakılırsa Elâzığ, yalnızca tarihî bir yapısını daha değil, geçmişinden bugüne ulaşan seslerden birini de kaybetmiş olacaktır.
İstasyon Caddesi’nin başlangıcındaki bu mütevazı bina ile önündeki meydan, Elâzığ’ın geçmişten bugüne uzanan hikâyesinde birbirinden ayrı düşünülemez. Meydan, yıllar boyunca değişen şehrin kalabalıklarını ağırlarken PTT binası bütün bu değişimin ortasında sessizce durdu. Siyasilerin sesleri yükseldi, miting alanları insan seline dönüştü, kalabalıklar dağıldı; nice yüz geldi geçti. Şehrin çehresi değişti, caddeler genişledi, eski yapılar birer birer ortadan kayboldu. PTT binası ise bütün bu olup bitenlerin tanığı olarak yerinde kaldı. Sanki taşlarına sinen hatıralarla şehrin unuttuklarını hatırlamak, geçmişle bugün arasında kopmak üzere olan bağı ayakta tutmak için direniyor.
Bu meydanın hafızası, siyasetin gürültüsünden ve kalabalıkların coşkusundan ibaret değildir. Burada nice buluşma gerçekleşti, nice dostluk kuruldu, nice ayrılık yaşandı. Bir zamanlar postacının getireceği haberi bekleyenlerin, telgrafın başında umutlananların, mektup satırlarında uzaklarını yakın edenlerin dünyası da bu binanın hikâyesine karıştı. Uzaklardan gelen bir haberin heyecanı, bir mektubun taşıdığı hasret, bir kavuşmanın sevinci… Bunların her biri, PTT binasının tanıklık ettiği hayatın parçalarıydı. Harput türkülerinde yankılanan posta, telgraf ve mektup sözcükleri de bu dünyanın kültürel hafızamızdaki yerini hatırlatıyor. PTT binası, bu yönüyle yalnızca bir haberleşme yapısı değil, Elâzığ’ın toplumsal hafızasında iz bırakmış bir dönemin yaşayan tanığıdır.
Üstelik meydanın hayatı henüz tükenmiş değil. Dün binlerce insanın sesini taşıyan bu alan, bugün emeklilerin buluştuğu, eski dostların birbirlerine hâl hatır sorduğu, geçmişin sohbetler arasında yeniden canlandığı bir mekân olarak yaşamayı sürdürüyor. Dün siyasetin kalabalıklarına ev sahipliği yapan meydan, bugün insanların gündelik hayatında kendine yer buluyor. Zaman değişmiş, kalabalıklar seyrelmiş, şehrin ritmi başkalaşmış olabilir; ancak meydanın insanları bir araya getiren ruhu henüz kaybolmuş değil. PTT binası da bu hayatın ortasında, geçmişin yalnızca hatırlanmadığını, hâlâ yaşandığını gösteriyor.
Ne var ki Elâzığ’ın tarihî hafızası ağır kayıplar verdi. Beş Kardeşler ve eski belediye binası artık şehrin sokaklarında değil, eski fotoğraflarında ve insanların hatıralarında yaşıyor. Bir zamanlar şehrin kimliğine biçim veren yapılar ortadan kalktıkça geçmişle bugün arasındaki bağ da zayıflıyor. Her kayıp, şehrin hafızasından koparılan bir sayfa gibi. Şimdi PTT binasına bakarken insanın aklına aynı endişe düşüyor: Acaba bu yapı da bir gün eski fotoğrafların, sararmış kartpostalların ve yaşlıların hatıralarının arasına mı karışacak? Bir zamanlar şehrin haberlerini taşıyan bu bina, yarın yalnızca kendisi hakkında anlatılan hatıralara mı konu olacak?
Bir meydanın hafızası, onu çevreleyen yapılarla; bir şehrin hafızası ise o yapılarda biriken hayatlarla yaşar. PTT binasını korumak, yalnızca duvarlarını, pencerelerini ve mimarisini korumak değildir. Bu meydanda buluşan insanların hatıralarını, şehrin değişen hayatını ve kuşaklar arasında kurulan görünmez bağı da korumaktır. Çünkü bir yapı yıkıldığında geriye boş bir arsa kalır; fakat o yapının tanıklık ettiği hayatı, o mekânda birikmiş yaşanmışlıkları yeniden inşa etmek mümkün değildir. Betonla doldurulan boşluklar belki kapanır, ama hafızada açılan boşluklar kolay kolay dolmaz.
Elâzığ’ın bugün kendisine sorması gereken soru şudur: Geçmişinden geriye kalan son tanıkları da kaybettikten sonra bu şehrin hafızasını nerede arayacağız? PTT binası hâlâ ayaktayken bu sorunun cevabını düşünmek, bir binanın akıbetinden çok daha büyük bir sorumluluktur. Onu yaşatmak, meydanı yaşatmak; meydanı yaşatmak ise Elâzığ’ın kendi hikâyesini geleceğe taşımasına imkân vermektir.
Umulur ki Elâzığ halkı, mazisinden geriye kalan bu son emanetlere sahip çıkar. Çünkü miras, yalnızca geçmişten devralınan değil, uğruna sorumluluk üstlenilen değerdir. Bir şehir geçmişine sahip çıkamadığında yalnızca tarihini kaybetmez; bir gün çocuklarına anlatacak hatıralarını, gösterecek eserlerini, köklerini arayacağı mekânlarını da yitirir. Ve o gün geldiğinde geriye, kaybedilenleri hatırlamanın acısı kalır. Elâzığ, kendi geçmişine böyle bir karanlıktan bakmak zorunda kalmasın.
PTT VE MEYDANI
MEHMET ALİ TALAYHAN
Yorumlar