Kaderleri birbirine bağlanmış bu iki ilçemiz, geçmişte birbirine en sıkı bağlarla tutunmuş yerleşim yerlerimiz arasındaydı. Aralarındaki ilişki, yalnızca idari sınırlarla, yollarla ya da ticari alışverişle açıklanabilecek bir ilişki değildi. Aynı emeğin, aynı umudun, aynı sevincin ve zaman zaman aynı hüznün paylaşıldığı bir hayat ortaklığıydı bu. Bugün de öyledir. Çünkü bazı bağlar vardır ki zamanın geçmesiyle zayıflamaz, idari kararlarla da ortadan kaldırılamaz.
Alacakaya, ilçe oluncaya kadar idari taksimatta Maden'e bağlı en büyük köylerden biriydi. Fakat buraya köy demek, o günlerin Alacakaya'sını anlatmaya yetmezdi. Lisesi, ortaokulu, hastanesi, parkları, bahçeleri, krom tesisleri, iş makineleri ve kamyonlarıyla başlı başına bir hayat merkeziydi. Krom taşıyan havai hatların gökyüzünde uzanıp giden görüntüsü, tesislerden yükselen çalışma sesleri, yollarından eksik olmayan kamyonlar ve her şeye rağmen tertemiz havası... Sıcakkanlı insanlarıyla da kendisini görenleri hayran bırakan, canlı ve hareketli bir yerleşim yeriydi Alacakaya.
Krom ocaklarından çıkarılan cevherin havai hatlarla ve kamyonlarla taşınmasını, Boşaltma Semti'nde hazırlanan platformlardan yük trenlerinin vagonlarına boşaltılmasını hayranlıkla seyrettiğimiz günler hâlâ hafızalarımızda. O günleri yaşayanlar bilir; Alacakaya yalnızca maden çıkarılan bir yer değildi. Alın terinin, üretimin ve emeğin hayat bulduğu, çevresindeki yerleşim yerlerine de canlılık veren önemli bir merkezdi. Bugün o günleri hatırladığımızda yalnızca tesisleri, makineleri ve trenleri değil, o hareketliliğin içinde kendine bir gelecek kurmaya çalışan insanları da özlemle anıyoruz.
Havai hatlarla taşınan postanın bir saat sonra Alacakaya'ya ulaşması, gazetelerin ve mektupların başka pek çok yere göre çok daha hızlı buraya getirilmesi, o günlerin dikkat çekici özelliklerindendi. Çevre köylerden insanların sağlık hizmeti almak için Alacakaya Hastanesi'ne gelmesi de buranın bölge için ne kadar önemli bir merkez olduğunu gösteriyordu. Bugün belki sıradan bir ayrıntı gibi görünen bütün bunlar, aslında Alacakaya'nın bir zamanlar nasıl bir çekim merkezi olduğunun canlı tanıklarıdır. O dönemi yaşayanlar, bu hatıraların ne anlama geldiğini çok iyi bilir.
Elbette Maden ve Alacakaya hakkında anlatılacak daha pek çok şey var. Her iki ilçemizin de geçmişinde nice emek, nice hatıra, nice yaşanmışlık saklı. Ne var ki geçmişin bu canlı ve umut dolu manzarasını bir yana bırakıp geleceğe baktığımızda içimizi burkan, düşündüren ve kaygılandıran bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz.
Ekonomik, ticari ve kültürel bakımdan Elâzığ’ın ayrılmaz bir parçası olan bu ilçelerimizin, Elâzığ'dan koparılarak yeni il olması düşünülen başka bir yere bağlanmasının gündeme getirilmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir meseledir. Böyle bir girişimin arkasında hangi hesapların, hangi beklentilerin bulunduğunu sorgulamak da hepimizin hakkıdır. Ne yazık ki bazı kişilerin ve çevrelerin kendi çıkarları uğruna insanların yıllar içinde kurduğu bağları, ortak geçmişi ve yerleşmiş hayat düzenini hiçe sayabileceklerini görüyoruz.
Asıl düşündürücü olan ise bütün bunlar konuşulurken yükselen itirazların son derece cılız kalmasıdır. Yılların biriktirdiği ortak değerler, ekonomik ilişkiler ve kültürel bağlar söz konusuyken bu sessizlik nasıl açıklanabilir? Elâzığhalkının böylesine önemli bir mesele karşısında daha güçlü, daha kararlı ve daha ortak bir ses yükseltmesi gerekmez mi?
Burada üzerinde ayrıca durulması gereken bir başka husus da bir yerin il olabilmesi için hangi ölçütlerin esas alınacağıdır. İl olma meselesi yalnızca nüfus yoğunluğuyla mı ilgilidir, yoksa tarihî geçmiş, coğrafi konum, ekonomik potansiyel, stratejik önem ve kültürel birikim gibi başka ölçütler de dikkate alınmalı mıdır? Alacakaya ve Maden'in yeni il olması düşünülen bir yerleşim yerine bağlanmasının gündeme gelmesi, eğer yalnızca nüfus kriteri esas alınıyorsa, oldukça sığ bir düşüncedir. Nüfus, tek başına bir yerin il olmasını gerektiren bir ölçüt olamaz, olmamalıdır.
Kaldı ki Maden'in tarihine baktığımızda, meselenin çok daha farklı bir boyutu ortaya çıkmaktadır. Maden, 1924 yılında vilayet olmuş, 1926-1927 yıllarındaki idari düzenlemeler sonucunda bu statüsünü kaybederek Elâzığ’a bağlı bir ilçeye dönüştürülmüştür. Yalnızca yer altı zenginlikleriyle değil, tarihî geçmişi, coğrafi konumu ve stratejik önemiyle de değerlendirilmesi gereken bir yerleşim yeridir. Ziya Gökalp gibi bir fikir ve kültür insanının 1912 yılında Ergani Madeni Sancağı'ndan Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na mebus seçildiği bu tarihî beldenin yeniden ihya edilerek il yapılması neden düşünülmesin? Maden'in tarihî ve kültürel birikimi, ekonomik potansiyeli ve bölgesel konumu böyle bir talebi tartışmaya değer kılmaktadır. Maden'in il olma geçmişi ve bu yöndeki potansiyeli ortadayken, kendisinin yeni il olması düşünülen başka bir yerleşim yerine bağlanmak istenmesinin hangi gerekçeyle savunulabileceğini anlamak mümkün değildir.
Şunu özellikle belirtelim: Maden'in yeniden il olması düşüncesiyle Alacakaya'nın Elazığ'la olan tarihî, ekonomik ve kültürel bağlarının korunması talebi birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken iki meseledir. Maden'in tarihî kimliğine ve il olma potansiyeline sahip çıkmak, Alacakaya'nın Elâzığ’dan koparılmasına razı olmak anlamına gelmez. Hiçbir ilçenin il olmasına itirazımız yoktur. Ekonomik, coğrafi ve sosyal ihtiyaçlar bunu gerektiriyorsa elbette yeni iller kurulabilir. Ancak bir ilçenin ya da ilçelerin idari geleceği belirlenirken yalnızca harita üzerindeki konumlarına ve nüfuslarına bakılamaz. Kültürel, ekonomik, ticari, tarihî ve demografik yapı; insanların alışkanlıkları, aidiyet duyguları, geçim kaynakları ve yıllar içinde oluşmuş toplumsal ilişkileri de dikkate alınmalıdır. Bütün bunları göz ardı ederek yeni il olacak bir yere, "Şu ilçeleri de buraya bağlıyorum." demenin ne akılla ne de kamu yararı anlayışıyla bağdaşan bir tarafı vardır.
Unutulmamalıdır ki idari sınırlar bir kararla değiştirilebilir; fakat insanların hafızasında yer etmiş bağları, ortak geçmişi ve aidiyet duygusunu bir kararla değiştirmek mümkün değildir. Böyle bir karar, her şeyden önce o bölgede yaşayan insanlara karşı büyük bir haksızlık olacaktır. Bu haksızlığın önüne geçmek ise öncelikle Elâzığ halkının sorumluluğundadır. Bunun için bütün Elâzığ halkı, siyasi görüş, kişisel hesap ve çıkar ayrımı gözetmeden topyekûn bir itiraz ortaya koymalıdır.
Yıllardır krom ve bakır, Elâzığ’ın yalnızca yer altı zenginliği değil, aynı zamanda ekonomik hayatının ve geçim mücadelesinin önemli bir parçası olmadı mı? Bu madenlerin oluşturduğu ekonomik değer, bu şehrin insanlarının emeğiyle büyümedi mi? Şimdi bütün bunlar unutulup iki ilçemizin başka bir idari yapıya bağlanması karşısında sessiz kalmak neden?
Bu ilgisizlik niçin?
Elâzığ, Maden ve Alacakaya'dan koparılarak daha mı çok büyüyecek? Bir şehrin büyüklüğü, kendisine bağlı ilçelerin sayısıyla mı, yoksa sahip çıktığı insanlarla, koruduğu değerlerle ve geçmişine gösterdiği vefayla mı ölçülür?
Gezin için yazılanlar, konuşulanlar göz ardı edildi. Oradaki insanların kaygıları yeterince duyulmadı. Şimdi aynı duyarsızlık Maden ve Alacakaya için de mi gösterilecek? Yarın başka bir ilçemiz için benzer bir girişim gündeme geldiğinde yine aynı sessizliğe mi bürüneceğiz?
Unutmayalım ki bir şehrin hafızası, yalnızca merkezinden ibaret değildir. İlçeleriyle, köyleriyle, insanlarıyla ve ortak geçmişiyle bir bütündür Elâzığ. Bu bütünlüğü korumak, yalnızca geçmişe duyulan bir vefa değil, geleceğe karşı da yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur. Bir şehri büyük yapan, yalnızca sahip olduğu nüfus ya da idari sınırlar değil; tarihine, insanına ve değerlerine ne ölçüde sahip çıktığıdır.
Daha gerilere gidecek olursak Harput'un vilayet merkezi olduğu dönemleri ve sonrasında yaşadığı kayıpları da hatırlamamız gerekir. Tarihî ve idari kimliğinin zaman içinde nasıl değiştiğini düşündüğümüzde, bugün Elâzığ’ın da benzer kayıplarla karşı karşıya bırakılmasının ne anlama geldiğini daha iyi anlarız. Bir şehrin tarihinden, coğrafyasından ve kendisini var eden değerlerinden parça parça koparılması, yalnızca idari bir değişiklik değildir. Bunun bedelini gelecek kuşaklar öder. Harput'un kaybettiklerinden sonra Elâzığ’ın da kayıplarıyla baş başa kalmasına razı olmayalım. Elâzığ’a kıymayalım!