DÜĞÜN DEPREM
Size bişe diyem: Bir gram altın takacam diye beni düğünlerinize davet etmeyin. Valla canızdan olursuz. Onu boş ver, kurunun yanında yaş da yanar. Bu iki oldu; düğün de depreme yakalanmam.
Kar ve buzlanma yüzünden arabamı garajdan çıkarmayıp dolmuşa bindim. Şoföre,
“Gardaş, beni falan düğün salonunun önünde indir,” dedim. Yerime oturdum ve bir tek şoförü izledim. Adam resmen dolmuş sürme sanatı icra edi. Benimle konuşi, telefonla konuşi, para alıp veri, yola baki, direksiyon çeviri… Yok böyle yetenekli biri gardaş. Bana üç tane gıdık verseler otaramam ama adam resmen “şoförlük bir sanattır ve en iyi şoför sanatçısı da benim” diyi.
Benim derdim ise yanlış yerde inmekti. Allah’tan tam yerinde beni indirdi. Salona girip hemen kenardaki bekar masasına oturup ağzımı açıp sağa sola bakar pozisyonuna geçtim. Bilisiz işte ben niye bakarım; iyi bakıp gördüklerimi size anlatmak için bakarım.
İlk izlenimim: Kıyafetlerden, zılgıtlardan ve gelinin altın takılarından (altın kemer bile takmışlardı) bir tarafın Güneydoğulu olduğunu hemen anladım.
Gelelim masanın üstünde duran en ilginç ikrama… İnanmayacaksız ama süper bir çerez tabağı vardı ve içindeki leblebiyi uğraşsaz bulamazdız. Alışmışız ya leblebi dolu çerez tabaklarına; onun için bu çerez tabağına çok şaşırdım. Fındığı, fıstığı bol bir çerez tabağı.
Yanımda oturan tanımadığım birine hava olsun diye çerez tabağını uzatıp,
“Buyur gardaş, al sen de ye; bak ne şahane çerez tabağı, içinde leblebi de yok denecek kadar az,” dedim.
Adam, “Yemiyem ben; zaten bu işin içinden gelim, çok yemişim,” dedi.
Ben biraz daha ısrar edip, “Yav al ha, çerez tabağının güzelliğini gör,” deyince adam daha dayanamayıp patladı:
“Gardaş, ben Osman. Çerezi aldıkları yerin sahibiyim,” dedi.
Yav ben de sabahtır uğraşımişim ki “tereciye tere satam.” Adama çerezleri için teşekkür edip ağzımı açıp havaya, tavana bakmaya başladım.
Dikkatimi ne çekti, bilisiz… Tavan dolu avize. Hele bir tanesi tam sahnenin üzerindeydi ki rahat on metrekare var ve tek parçaydı. Bir tavana bakim, bir altında oynayanlara bakim. Kafama avizeleri not edip kapının önüne hava almaya çıktım ve yanıma gelen arkadaşlara avizelerden bahsedip,
“Yav bir deprem olsa, ahan bu avizeler üzerimize düşse ölsek; ışığımız bol olur, ışıklar içinde uyuruz,” diye anlattım.
İçeri geri dönüp masama oturdum, bir şişe litrelik sarı kolayı tek başıma bitirdim. Beleş bulmuşum ya; ye babam ye, iç babam iç.
Oturmaya devam ederken dışarıda muhabbet ettiğimiz arkadaşlardan biri yanıma gelip telaşla demesin mi:
“Abe sen ne şom ağızlısın, söyledin söyledin, bak deprem olmuş.”
Ben sarı kolayı kafama dikerken olmuş, ondan ayıkmamışım.
Neyse baktım millet ufaktan takılarını takıp yol almaya başladı. Ben ise hiç istifimi bozmadan oturmaya devam ettim. Tecrübeliyim ya; 2020 depremine de düğün salonunda yakalanmıştım ya. Onun için hiç panik yapmadan oturdum ve saatim geldiğinde düğünden ayrıldım.
Bundan sonra beni düğünlerinize çağırırken iyice düşünün gardaş.