SEYYAR SATICILARIMIZ

Ara sıra İzzetpaşa Camii’nin orda sütunlara yaslanıp, avel avel etrafa bakıp köşe yazılarım için malzeme çıkarıdim ya… İşte geçenlerde bazı arkadaşlar, “Abe ne oldu İzzetpaşa’lı yazılarına, gıran mı girdi? Artık orayla ilgili yazı yazmisin.” dediler. Yoğun isteğe kayıtsız kalamazdım ve hemen çıkıp caminin etrafında bi tur attım ve yazım için malzemeyi buldum. Buyurun, okuyun.

Kar, yağmur yağdığı zaman… Hele bir de hava güzelken birden yağmur bastırınca, mesela bahtı baran yağmurlarında… Bi bakim, şemsiyeci şemsiyeleri caminin önünde yere sermiş, satış yapi. Tıpkı bugünkü gibi. Yav gardaş, senin meteorolojide ajanın mı var? Nerden haber alisin? Hem o kadar şemsiyeyi nerden, nasıl bulup da anında getirip satmaya başlısin? Hayret bi şey!

Şemsiye satanın yanı sıra bu sene bir de kemer satan bir seyyar satıcı var. Hemen caminin giriş kapısının önünde… O kadar zabıtaya rağmen, kaşla göz arasında dünya kadar kemeri Elazığlılara sattı. Merak ettiğim şu: Gardaş, senin kemer fabrikan mı var? Yoksa gizli bir fabrikatör müsün? Nereden buldun bu kadar kemeri? Hayret etmemek elde değil.

Elazığ’da ikamet edenlerin iyi bildiği bir de salepçi Abdurrahman ustamız var: Abdurrahman Bulut. O da İzzetpaşa’nın önünde, akşama doğru durup salep sati. Kırmızı önlüğü, kırmızı şapkası ve kırmızı seyyar arabasıyla Elazığ’ın en renkli simalarından biridir. Genelde Orduevi’nin veya Yeni Camii’nin önünden Hürriyet Caddesi’ne giriş yapıp, Gazi Caddesi’ni boydan boya geçerek işlek yerlerde kısa süreli durur. Her gün sabırla, gayretle itelediği salep arabasından salep satarak geçimini sağlayan, güler yüzlü, sempatik bir seyyar esnafımızdır Abdurrahman ustamız. Denk geldiğimde salebini içmeden geçip gitmem. Çok güzel salep yaptığını da özellikle belirtmek isterim.

Kısaca Abdurrahman Usta’yı tanıttıktan sonra onun bir özelliğinden bahsedecem. Ben ona “Direnen Salepçi” diyim. Sebebine gelince… Geçenlerde İzzetpaşa’nın önüne geldiğinde iki tane salep söyledim. Getirdiğinde bırakmayıp ayaküstü biraz muhabbet ettik.

Dedim ki:
“Yav usta, sen geçen kış salebin bardağını 30 liraya satıdin. Bu sene ise 40 liraya satısin. Yani %30’luk bir artış var. Günümüz şartlarında küçük bir artış. Seni kurtarı mi, niye az zam yapmışsın?”

Başladı anlatmaya:
“Haklısın gardaş. Geçen seneden bu seneye maliyetimde büyük artış oldu ama direnecem. Bu sene salebi 40 TL’ye satarak sezonu kapatacam. Zaten sezonumun bitmesine az bir zaman kaldı. İnadım inat, yüzde yüz zam yapmayacam. Ucuz salep içmeyen kalmasın.”

Böyle esnaflar kaldı mı, bilmim. Çok kâr etmese bile muhakkak bir şeyler kazanıdir elbet. Aza kanaat eden, helal lokmasının peşinde olan; sabahtan akşama kadar kış, kar, çamur demeden sabırla o kırmızı salep arabasını iteleyen… Yaşına rağmen tüm gücüyle ekmeğinin peşinde koşan Salepçi Abdurrahman Bulut Usta’yı tebrik eder, hayırlı işler dilerim.

Tüm bu anlattıklarımın arasında “Direnen Salepçi” ustamıza biraz fazla yer verip köşeme taşıdım ve sizlere tanıttım. Denk gelirsez muhakkak bir salebini için, gardaş.

Bu haftaki yazımda ilgimi çeken Elazığ’ın seyyar satıcılarını yazdım. İleride başka ilginç seyyar satıcılara da denk gelirsem, bu konuya tekrar değinirim.