MÜBAREK NE TEZ GELDİ GEÇTİ
Başlığı okuyunca aklızdan neler geçtiğini tahmin edebilim. Şimdi içizden “bana çeken çekenedir”. Yav gardaş? Bu söz, eskiden beri Elazığ’da Ramazanı yarıladıktan sonra en çok söylenen sözlerin başında geli: “Mübarek ne tez geldi geçti…”
Tabii bunun gibi sıkça kullanılan başka sözler de var. Mesela; “Dayanamisen tutma”, “Dayan da…....”, boşluğu eskiler hemen doldurur. “Ezana çok kaldı mı?”, “Valla gardaş, beni heç etkilemi”, “Ramazanla aran nasıl?”… Bunlar sadece birkaç örnek. Çoğaltabiliriz ama mevzu çok uzar.
Ramazan’ın en çok kime faydası oldu, bilisiz? Evli erkeklere. Fırsat bu fırsat deyip “teraviye gidim” ayağıyla iftardan sonra soluğu kahvede alıp sahura kadar okeye dönüp durdular. Teraviden sonra koşa koşa okeye gidenler vakit kaybetmemek için şehrin en hızlı imamlarını (Jet Mahmut gibi) bulup teraviyi kılıp kahveye koştular.
Size bişe diyem; Ramazan, Elazığ’da bir başka güzel oli. Bence Ramazan’da Elazığ’da saygı da tavan yapi. Oruç tutmayanlar, tutanlara büyük saygı gösteri ve oruç tutmadığını belli etmemeye çalışi. Zaten eskiden beri bu hep böyledir. Son yıllarda biraz gevşeme var ama çok da önemli bişe değil.
Şimdi yazmaya devam etsem, laf lafı açar; konu uzar gider ve bitmez. Onun için kısa birkaç notla bu konulara değindikten sonra tekrar diyem:
“Mübarek ne tez geldi geçti…”
Bayramınızı şimdiden kutlarım. Allah tekrarını nasip etsin.
****
MEŞALE YAKILDI
Elazığlı gençlerin mahallelerinde başlattıkları sahur halayı geleneği, bu sene de Cumhuriyet Meydanı’nda 23. gecede saat 23.23’te gerçekleştirildi. Gittim, izledim ve notlarımı aldım.
Katılım oldukça iyiydi. Soğuk havaya rağmen halkımız, merakla izlemek için meydana akın etmişti. Ne var ki üst düzey bir katılım yoktu. Alanı dolaştığımda birkaç parti başkanı ve dernek yetkilisinin orada olduğunu gördüm. Belediye ise süslü bir otobüs, badem şekeri ve çay ikramıyla katkıda bulunmuştu.
Gözüm protokolden bazı isimleri aradı; kültür müdürlerini, dernekleri, sanatçılarımızı… Ama yoklardı.
Organizasyon, ufak tefek eksikliklere rağmen iyi sayılırdı. Elbette daha iyi olabilirdi. Dikkatimi çeken en önemli olay ise proğramın meydanda başlayıp çok kısa sürmesiydi. Meğerse etkinlik mahalle arasında devam etmiş. “Devam etmiş” diyim; zira ben bile bitti zannedip alandan ayrılmıştım.. Sonradan öğrendim ki mahalle arasında sürmüş.
Bunun sebebini bir türlü anlayamadım. Oysa onlarca insan meydanı doldurmuş, büyük bir hevesle bu günü beklemişti.
Neyse… Önemli olan, bu geleneğin adının konmasıydı.
Sevindirici olan bir diğer gelişme ise Elazığ sokaklarında başlayan sahur halayı etkinliğinin, aynı gün ve aynı saattler de bazı şehirlerde de gerçekleştirilmiş olmasıydı. Özellikle büyük şehirlerde bu işe öncülük eden ve sahur halayı düzenleyen derneklerimize teşekkür ederiz.
Elazığ’da yakılan bu meşale, inşallah zamanla birçok şehirde Elazığlılar tarafından yaşatılacak ve sahur halayı tüm Türkiye’ye yayılacaktır.
Temennimiz budur.
Bir isteğim daha var. Konuyu zaten kendisine de ilettim. Değerli sanatçımız Mikail Şimşek Sahur Halay'ımızla ilgili bir türkü yaparsa çok hoş olur. Mikail gardaş top sende merakla beklik.
****
HELVALI MENEMEN
Sabah sabah iyi gıda mı aldım. Geçen gün sabah Kayseri’den gelen bir esnaf arkadaşla muhabbet ederken, arkadaşım “Sarı Murat ( Murat Yerkaya ) abe, sen mizah yazarı sın ya, dur sana komik bir olay anlatam” dedi.
Konuya girmeden önce bir şeye daha değinem. Kayseri’de en çok kullanılan erkek isimlerinin başında “Murat” ismi gelimiş. Bu yüzden Murat ismindeki erkeklerin mutlaka bir lakabı da olimiş. Tıpkı Sarı Murat, Kara Murat gibi…
Neyse, gelelim olaya.
Kayserili usta, çırağına demiş ki: “Oğlum git, domates, biber, yumurta bir de helva al gel; güzel bir menemen yap, kahvaltımızı edek.”
Çırak gider, malzemeleri alır; menemeni yapar, kahvaltıyı hazırlar. Otururlar yemeye başlarlar. Usta, menemeni yerken bir yandan da düşünür: “Yav, bunda bir tatlılık var ama anlamadım gitti…”
Kahvaltı bittikten sonra usta der ki: “Oğlum, hele şu helvayı da getir, onu da yiyek.”
Çırak birden kızarır, bozarır ve mahcup bir şekilde cevap verir: “Usta… onu da menemene katmıştım ” der.
Kayserili arkadaşa sordum: “Gardaş, çırak da mı Kayserili?” Dedi ki: “Yok abe, o Laz uşağıymış…”
Anlayacağız; bir Kayserili ile bir Laz, helvalı menemenin mucidi olmuşlar.
